Ana Sayfa Manifesto Ayin Gonullu Hareketi 40 Teklif Genc Forum Kose Yazilari Genc`ten Secmeler Bize Katilin Bize Ulasin
Ana Menü
Anket
Genç Gönüllülerin düzenlemiş olduğu son dönem etkinliklerini takip ediyormusunuz ?

Evet heyecanla
Evet heyecanla
45% [9 Oy]

Hayır haberim yok
Hayır haberim yok
55% [11 Oy]

Oy: 20
Oy vermek için üye girişi yapmış olmanız gerekmektedir.
Başlama Tarihi: 27/02/2014 15:50

Anket Arşivi
Kardeş'ler
genc dergisi
Genç Gönüllüler
genc akademi
Radyo Genç
dertli sözlük
Muslim Youth Network
altinoluk
sebnem dergisi
Dünya Bülteni
Genç Anayasa
Başlığı Görüntüle
 Başlığı Yazdır
kutlu doğum için piyesler
aysimay
Çöle İnen Rahmet
ÜÇ PERDELİ TİYATRO OYUNU
Yazan: Mehmet ERGİN
Oyuncular;
1. perde 1. sahne
Baba: Siyah, gösterişli giysili Mus'ab: Beyaz sade giyimli Ağabey: siyah gösterişli giyimli
2. sahne
Yolcu: Taşralı yolculuk giysili, yüzünü sarmış. Mekkeli: Temiz, bakımlı beyaz giysili.
3. sahne
Esma: uzun sade giyimli, örtülü, Anne: uzun sade giyimli, örtülü Kadın: uzun sade giyimli, örtülü
4. sahne
1 .adam: serseri tavırlı, hırpani kılıklı 2.adam: serseri tavırlı hırpani kılıklı Ebu cehil: Kibirli tavırlı, siyah gösterişli giysili. Abdullah İbn i Selul: Kibirli tavırlı, gri giysili
2. perde 1. sahne
Abdullah İbn i Selul: Kibirli tavırlı, gri giysili
Adam: Beyaz giysili,
Genç: Beyaz giysili
2. sahne
Nesibe: Beyaz giysili olgun tavırlı Genç kadın: Beyaz giysili Üçüncü kadın: Beyaz giysili
3. sahne
Ka'b: Savaşçı ve lider görünümlü (Yahudi aksam) Haham: Dini kisveli ve başlıklı Huyey: Zengin ve gösterişli giysili Safiye: Renkli giysili, süslü ve gösterişli Münafık : Gri giysili, sinsi Yahudi: hizmetçi kılıklı
4. sahne
Yahudi tercüman: Alaycı tavırlı,
Müslüman genç: beyaz temiz giysili
2. Müslüman: beyaz giysili
Selman: köle giysisi içinde (belden yukansı açık olabilir)
5. sahne
Peygamberin casusu: Yüzü yan örtülü, yolculuk kıyafetli
Hz. Ömer: (mahzur görülürse başka bir Müslüman da olabilir) yüzü sanlı, vakur tavırlı
Selman: Müslüman olduktan sonra beyaz giysili
6. sahne
Münafık; Gri giysi içinde, elinde kazma, isteksiz tavırlı.
Müslüman, beyaz giysili, elinde kazma çabalama içinde
Kadın: beyaz giysili, örtülü, elinde bir çılan.
Baba: yaşlı, beyaz giysili.
Huzeyfe: yüzü yan örtülü, beyaz giysili
Nuaym: Beyaz giysili,
3. perde 1. sahne
Hind: gösterişli siyah giysili, sonra beyaz giysi içinde .
Ebu Süfyan: önce siyah giysili, sonra beyaz giysili.
Adam: gösterişli siyah giysili
Adam: normal siyah giysili
Muaviye: Beyaz giysili
2. sahne
1. sahabe: beyaz yolculuk giysili
2. sahabe :beyaz yolculuk giysili
Dekor;
Mekke'yi temsil eden perde. Medine'yi temsil eden perde. Minderler
ÇÖLE İNEN RAHMET 1. Perde
1. sahne
Arkada Mekke'yi temsil eden dekor. Dağlar ve evler. Kızgın güneş ve çöl.
*Baba - ( mindere oturmuş, dizinin birini dikerek hafifçe uzanmış; dirseğini diğer bir mindere dayamış; başını avuçları arasına almış. Mus 'ab içeri girince hafifçe toparlanacak)
Mus'ab - (içeri girer; babasının karşısında durur) Baba; beni çağırtmışsın.
Baba - Evet. Neredesin; dün bütün gün ortada görünmedin.
Mus'ab - (cevap vermez; yüzünü hafifçe seyirciye döner)
Baba - (kalkıp bağdaş kurarak oturur. ) Umuyorum ki, söylentiler doğru değildir. Muhammed'e gittiğin, ona inandığın hakkındaki sözler. Çünkü seni kati bir şekilde uyardım, beni rezil etmemen gerektiğini, yoksa fena olacağını biliyorsun.
Mus'ab - (Yüzünü babasına dönerek) Hayır baba. Rezil edecek değil, tam tersine övünülecek bir şeydir iman etmek. Keşke bunu bir anlatabilsem.
Baba - (El hareketiyle tersler) Yeter! daha önce de konuştuk bunları!
Mekke'nin ileri gelenlerinin bilmediği bir şeyi Muhammed biliyor öyle mi? O bu toplumun en akıllısı, en sözü geçenidir öyle mi?
Hayır Mus'ab, Muhammed boş hayal peşinde. Kimse o yumuşak huylu, kendi halindeki yetimin arkasına takılmaz. İnsanlar kendilerine önderlik etmesi için kahramanlar arar. Muhammed dürüst, iyi huylu, sevilen, sayılan biri ama; zengin, güçlü, kültürlü ve çevresi olan biri değil. Aramızda başka ülkelere seyahat etmiş, okuma yazma bilen, kültürlü ve varlıklı kimseler varken, kimse onun liderliğini kabul etmez.
Mus'ab - Baba iyi biliyorsunuz ki bu liderlik davası değil. Aksine; Kureyş ileri gelenleri; "Peygamberlik iddiandan vazgeç seni başımıza geçirelim, seni en zenginimiz yapalım, istediğin aileden kadınla evlendirelim" dediklerinde bunu kabul etmedi. Çünkü o sadece 'ın ona verdiği bir görevi yerine getiriyor; bizi batıl inançlarımızdan ve sapkınlıklanmızdan kurtarmak için gönderilmiş bir elçi o.
Baba - Bence çok iyi bir teklifi kaçırmış. Bundan sonra başına gelenlere nasıl dayanacak bakalım. Çünkü Kureyş ileri gelenleri artık din değiştirenlere karşı daha sert tedbirler almayı planlıyor. İşkencelerle, baskılarla bu dinden vazgeçmeleri' sağlanacak, hatta gerekirse öldürülecekler. Muhammed'e de vazgeçmesi için çok daha fazla baskı yapılacak.
Oğlum bu kargaşada sana da bir zarar gelmesinden korkuyorum. Bu yüzden kendini ve bizi kurtarmak için, yarın Kabe'ye gelip Uzza'ya bir adak sun ve söylentileri yalana çıkar.
Mus'ab - Asla baba! Artık o putlara asla yaklaşmayacağım. Taştan oyulmuş suretlere tapınmak ha; hem de 'ın Peygamberi aramızdayken!
Baba - Cahillik ediyorsun Mus'ab! Taştan oyulmuş putlar deyip duruyorsun! Biliyorsun ki onlar sembollerdir. Tanrının katmda kabilemiz için şefaat etsin, işlerimizin yolunda gitmesi için aracılık yapsın diye saygı gösterdiğimiz meleklerin sembolleridir. Onlar tanrının kızları gibidirler.
Mus'ab -Baba! Alemleri yaratan 'm akrabalarının, çocuklarının olması düşünülebilecek bir şey mi? Üstelik kız çocukları; yani kendiniz için asla istemediğiniz bir şey!
'ı bizim isteklerimizi yerine getirmek zorunda; zayıf bir karakterde görmek için, ona kızlar yakıştırıyorsunuz. Kızlarının isteklerini kıramayan, bunca zorbalık, sapkınlık ve isyanına rağmen bu kavme yardım etmek zorunda olan aciz bir baba gibi görmek istiyorsunuz.
Baba- (Sinirlenerek yerinden biraz daha doğrulur. Ellerini hırsla sallayarak bağırarak konuşur) Bana bak Mus'ab, sana tahammül ettiğim yeter! Ben senden çok daha bilgiliyim! Pek çok ülkeye ticaret ve diplomasi için seyahat ettim. Hemen her ülke Yüce Tannnm akrabaları olduğunu kabul ediyor ve onlara Tanrı katında kendilerine imtiyaz sağlaması için tapmıyor. Mesela Hıristiyanlar Tanrının oğlu İsa'nın kendileri için canını feda ettiğini düşünüyor, Yahudiler ise bütün bir millet olarak kendilerini tannnm çocuklan olarak görüyor. Diğer milletler de tannnm bazı yardımcı unsurlarına tapmıyorlar, onların sembollerine tapmaklar yapıyor, adaklar sunuyorlar. Neden bizim milletimizin de Tanrı katmda aracıları olmasın. Sizler böyle siyasi entrikalardan anlamayan saf kalpli cahillersiniz, ama gerçek hayatta işler böyle yürüyor.
Mus'ab- (Başım sallayarak yüzünü seyirciye döner) Ah, baba; ile kul araşma bir takım ortaklar sokuyorsunuz. Çünkü sizin bütün derdiniz dünya hayatının basan ve mutluluğu. 'm bizi neden yarattığım, dünyada ne işimizin olduğunu unutmuşsunuz. Hatta bizlere de unutturmuşsunuz, (yüzünü babasına yeniden dönerek)
Ama Rasülullahın yanında biraz kalıp 'm ayetlerini dinleyince kendime geldim baba. Neden bu dünyada olduğumu anladım.
Sizler dini, 'm paylaştırdığı nzk ve üstünlükten daha fazla pay kapma yansına çevirmişsiniz. Her yıl Kabe'deki putlara ticaretin daha karlı olması, yağmurların yağması ve bolluk ve bereket için adaklar sunuyorsunuz. Adaklar sunmaya gelenler sayesinde de bol ticaret yapıyorsunuz. Oysa din ne kalında bir imtiyaz ne de dünya menfaati aracı değildir ki, 'ın bizden ne istediğini bilmeye çalışmaktır.
Ağabey- (İçeri hışımla girer.) ne istiyormuş bizden?
Mus'ab; sen bizden Ebu Bekir ve Osman gibi malımızı çulsuzlara dağıtmamızı mı istiyorsun?
Baba - Ve yoksullar ve köleler araşma katılıp omuz omuza namaz kılmamızı, yüzümüzü yere sürmemizi? Hayır ben Kureyş'in soylusu olarak bunu asla yapmam.
Muhammed; Ebu Bekir, Zübeyr, Osman gibi yumuşak huylu kişileri etkisi altına almış, buna razı etmiş olabilir, ama ben buna asla razı olmam!
Ağabey - Baba korkarım ona sadece kendi halinde tüccarlar değil, kahramanlar da inanmaya başladı. Dün Hamza'nın bugün de Ömer' in iman ettiklerini duydum.
Baba - Ne? Doğru mu söylüyorsun! (seyirciye dönerek kendi kendine düşünür gibi)
Evet, o bir büyücü; herkesi büyülüyor, (büyük oğluna dönerek)
Oğlum! Kardeşin Mus'ab'ı bağlamam ve hapsetmeni istiyorum. Onu bu büyücüden ancak böyle kurtarabiliriz.
(Ağabeyi Mus'ab'ı kolundan sıkıca tutarak dışarı götürür. Mus'ab babasına dönerek vaz geçirmeye çalışır.)
Mus'ab - Hayır baba! yanlış yapıyorsunuz, hayır! Vallahi sizin elinizden kurtulur kurtulmaz yine ona koşacağım ve artık ondan hiç ayılmayacağım!
(Sahneden çıkarlar. Diğer köşeden iki adam girer. )

i42.tinypic.com/2rdzzow.gif

yarın, elbet bizim,elbet bizimdir!
gün doğmuş,gün batmış,ebed bizimdir!

zaman geçmeden,ömür bitmeden,nefis sana hükmetmeden,gel sende vazgeç kendinden....
 
aysimay
2. sahne
(Sağ köşeden -Müslümanları temsil eden köşe;- iki adam girer. Birinin üzerinde yolculuk kıyafetleri vardır ve sırtında uzun bir kılıç asılıdır. Diğeri temiz beyaz giyimlidir..)
Yolcu- Merhaba ey Kureyş'in asil genci! Sen temiz yüzlü birisin; erdemli birine benziyorsun. Sana güvenebilir miyim?
Mekkeli - Evet, elbette güvenebilirsin garip yolcu. Benden ne istiyorsun. .
Yolcu - Sır verir gibi sağa sola bakar, sesini kısarak; ben Mekke'den çıkan Peygamber hakkında araştırma yapmak için geldim. Ama onun düşmanlarının hayli azgm olduğunu işitiyorum. Umarım bu konuda bana senden bir zarar gelmez.
Mekkeli- (Telaşlı bir şekilde yolcuyu bir tarafa çekip, sus işareti yapar. Sonra peşinden gelmesini işaret ederek biraz ileri götürür.) Sus; sessiz ol! Ona inananlara büyük işkenceler yapılıyor. Müminlerin bir kısmı işkencelerden kurtulmak için Habeşistan'a sığındı. Bir kısmı ise ailesi tarafından himaye edilse bile alay ve hakaretlere maruz kalıyor. Çok zor zamanlardayız.
Yolcu - Evet ben de öyle duydum. Bu yüzden iki gündür Kabe'nin civarında dolaşıp güvenebileceğim birini aradım. Sonunda iyi ki sana rastladım.
Mekkeli - Evet, ne öğrenmek istiyorsun, bana sorabilirsin.
Yolcu - Ben Yesripliyim. Orada biz Yahudilerle komşuyuz. Onlardan eskiden beri gelecek bir Peygamberin haberini duyuyorduk. Doğrusu bizler Yahudiler gibi bir ilahi kitaba sahip olmadığımızdan, kendisine uyarak doğru yolu bulacağımız bir Peygamberimizin olmamasından dolayı çok üzülüyorduk. Hatta aramızdaki anlaşmazlıklar ve başka sıkıntılar için daima Yahudi bilginlerinden, kahinlerinden yardım isterdik. Onlar da bizi cahiller, ümmiler diye hor görür, davalarımızda kendi işlerine gelen şeyler söyleyerek aramızda haksızlık ve husumete sebep olurlardı.
Şimdi Araplar arasından temiz ahlaklı ve dürüst birinin Peygamberlik iddiasında bulunduğunu işitiyoruz. Söyle bana Muhammed'i nasıl bilirsiniz; o nasıl biri?
Mekkeli - Muhammed mi? Vallahi O genç yaşından beri hiçbir çirkin hareketini görmediğimiz olgun ve erdemli bir şahsiyetti. Şimdi de kendisine yapılan onca haksız harekete rağmen metanetini ve güzel ahlakım koruyor. İstese işlerini zulüm ve anarşi ile yürütebilir; kendisine karşı yapılanlara karşı öç almaya çalışabilirdi. Ama bunu yapmıyor. Kendisi de sabrediyor, inananlara da sabrı tavsiye ediyor.
Yolcu - Onun hakkında söylenenlere bakılırsa, ayrımcılık çıkarıyor, halkı isyana teşvik ediyormuş.
Mekkeli - Aksine güçlüleri zayıflara karşı şefkate çağırırken, zayıflara da düzene karşı uyumlu olmayı teşvik ediyor. Kimseyi isyana ve kargaşalığa sürüklediği görülmemiştir.
Yolcu - Gençlerin babalarına kölelerin efendilerine karşı çıkmasına ne diyorsun.
Mekkeli - Onlar sadece inançlarını özgürce seçme hakkım kullanıyorlar. İnanç bir vicdan işidir, kimse kimsenin inancına karışmamalıdır.
Yolcu - Peki ona neden böyle düşmanlar, ve şiddetle karşı çıkıyorlar?
Mekkeli - 'm elçisine ve ona inananlara en büyük zorbalığı yapanların başmda Ebu cehil geliyor. Bu ismi ona Peygamber taktı. Çünkü sırf Peygamberin ailesiyle kendi ailesi arasındaki eskiden beri gelen rekabet yüzünden bile bile ona karşı çıkıyor. En yakınlarına şöyle diyor. "Onun hiç yalan söylemediğini ben de biliyorum. Bu ayetlerin insan sözü olmadıklarım açıkça görüyorum. Ama onların ailesiyle aramızda rekabet var. Onlar hacılara su dağıttılar, biz de onlar gibi sayılıp sevilmek için dağıttık. Onlar açlara yemek ikram ettiler. Biz de ikram ettik. Şimdi ise Peygamber çıkarttılar. Buna karşı* biz ne yapalım. Elimden tek gelen onun işini zorlaştırmaktır."
Yolcu - Ah bilmez miyim, biz Araplar kendi aramızdaki rekabeti nasıl da abartırız. Benim şehrimde, Yesrip'te de durum böyledir. Ancak Peygamberin gönderdiği Mus'ab adındaki genç; bize düşmanlıkları bırakıp 'm elçisi etrafında tek bir saf olmaya çağırıyor. O çok akıllı ve olgun bir genç. Sözleri ve ahlakı insan üzerinde derin bir tesir bırakıyor. Çoğumuzun kanaati şudur ki, Peygambere uyan bir genç böyle ise, kendisi şüphesiz ahlak ve olgunluk bakımından çok daha ileri olmalıdır.
Mekkeli - Siz Yesripliler de en az Mekke'nin asilleri kadar eli açık ve mert kimselersiniz. Bu yüzden güzel ahlakı takdir kabiliyetiniz vardır. Oysa artık Mekke'de kozmopolitleşmenin tesiriyle güzel ahlak ortadan kalkar gibi oldu. İleri gelenlerimiz haksızlık ve zorbalık yaparak meşhur misafirperverliğimize gölge düşürüyorlar. Eskiden civar köylerin zayıf ve yoksul halkı burada bir nasip arardı. Şimdi yolu buraya düşenler bazen canlarını güç kurtarıyor.
Yolcu - Bizde de aynı durum söz konusu. Yahudiler ve Mekkelilerden öğrendikleri faizli alışveriş yöntemiyle güçlüler yoksulları eziyor. Bazen borcuna karşılık yoksulların çocukları ve hatta kendileri köleleştiriliyorlar. Ve kimse kimseyi şikayet edip hakkım arayacak bir merci bulamıyor. Çünkü bu zulümleri yapanlar aynı zamanda toplumun ileri gelenlerini oluşturuyor.
Mekkeli - Peygamber henüz kendisine vahiy gelmeden önce de bunlardan rahatsızdı. Kendisi gibi adalet ve fazilet taraftarlarıyla bir cemiyet kurmuşlardı. Ama bir kere inanç bozuk olunca, böyle küçük cemiyetler ne kadar etkili olabilir ki?
Her gün yeni bir çirkin adet çıkarılıyor. Biri kızının kocaya kaçmasına kızıp kız çocuklarını diri diri gömüyor. Herkes bunu taklit ediyor. Biri çıkıp canlı hayvanları hedef tahtası yerinde kullanıyor. Kısa zamanda yayılıp adet haline geliyor. Peygamber işlerimizden 'ın huzurunda hesap vereceğimizi söyleyince, çoklarının işine gelmiyor.
Yolcu - İşte bu yüzden bu düzenin bozulması istenmiyor değil mi? Sırf 'a inandığı ve onun çağrısına uyduğu için insanlara zulmedilmesinin sebebi bu. Peki, Peygambere vahyin gelmesi nasıl olmuş doğrusu ben bunu çok merak ediyorum.
Mekkeli - Peygamber çocukluğundan beri bazı olağanüstü haller yaşıyordu. Son zamanlarda rüyaları doğru çıkıyor, ıssız yollardaki ağaçlar , taşlar ona selam veriyor, (c.c.) m resulü diye selamlıyorlardı. Hatta o bundan korkuyor, kendi durumunu araştırmaları için bilgili kimselere danışıyordu.
Hanımı Hatice'nin bir amcası vardı, Varaka bin Nevfel. Araplar başka ülkelere özenip Kabe'ye putlar doldurunca, o da doğru yolu araştırmak için çeşitli ülkelere seyahat etmişti. Hıristiyanlığı kabul etmiş, kendince 'a kulluk ediyorken Hatice'nin bir rüyasından, onun son Peygamberin kansı olacağım anlamıştı. Daha sonra Peygamberin yaşadıklarım ve kendisine meleğin gelip göründüğünü işitince de, ona şöyle dedi "sen ahir zaman Peygamberisin. Keşke sana yadım edecek kadar genç olsaydım. Seni şehrinden çıkardıklarında ve zulmettiklerinde." Peygamber o zaman bu haberden ürktü ve "beni şehrimden mi çıkaracaklar" dedi. Varaka da dedi ki; "her Peygamber kendi milleti tarafından yalanlanmıştır ve zulme uğramıştır"

i42.tinypic.com/2rdzzow.gif

yarın, elbet bizim,elbet bizimdir!
gün doğmuş,gün batmış,ebed bizimdir!

zaman geçmeden,ömür bitmeden,nefis sana hükmetmeden,gel sende vazgeç kendinden....
 
aysimay
3.sahne
(sağ köşeden iki kadın peş peşe girerler. Müslüman giyimi içindedirler Heyecanlıdırlar.)
Anne - Esma çabuk anlat ne oldu; meraktan öldüm.
Esma- (heyecanlı ve sevinçli) Anne! Olanlara inanmazsın!
Babam ve Rasûlullah'ın saklandıkları mağaraya yiyecek ve su götürmüştüm ya;
Anne - Evet biliyorum, 'ın Rasûlü iyi mi?
Esma - Evet anne merak etme, müşrikler onları bulamamışlar. Hem de mağaramn önüne kadar gittikleri halde.
Anne- Ne! Mağaramn önüne kadar gitmişler mi?
Esma - Evet anne, bilirsin iz takibinde bedevilerin üzerine yoktur. Avcı köpeği gibi izleri koklayarak onların bulunduğu mağaramn önüne kadar gelmişler. Ama...
Anne- Aman 'ım! Eee. Sonra.
Esma - Anne mucizesiyle resulünün imdadına yetişmiş, bir örümcek ağı mağaranın kapısını örmüş. Düşünebiliyor musun bir örümcek ağı! Ve onları göremeyip dönüp gitmişler.
Anne - ( rahatlamış bir şekilde, yüzünü seyirciye dönerek duygulu bir sesle) Kızım o ağ mağaranın kapısında değil, kafirlerin gözlerindedir. Gerçeği görmelerine engel olan dünyevi küçük hesaplar, kalp gözlerine öyle bir ağ örmüş ki, bu incecik ağı parçalayıp 'ın indirdiği nuru göremiyorlar.
Esma - Ne büyük mucizeler gördüler de inanmadılar değil mi anne?
Anne - Ağaçlar, taşlar 'ın Rasûlünü tanıdı da onlar tanıyamadılar. Kalplerindeki kibir ve inatçılık, kıskançlık ve düşmanlık gözlerini bürüdü. Gökteki ay bir parmak işaretiyle ikiye ayrıldı da, onlar yine büyü dediler.
Esma - (c.c.) m Rasûlü bu büyük mucizelere rağmen inanmadıkları için başlarına büyük bir felaket gelmelerinden çekindi de, 'a yalvardı. Onları cezalandırmasın diye.
Anne - baban diyor ki, onlar en büyük cezaya çarptırıldılar. Kalplerinin mühürlenmesiyle artık iman nimetinden mahrum kaldılar. Baksana Yesripli hurma yetiştiricileri onun kıymetini daha çok bildi, onu kasabalarına hicrete davet ettiler. Ona yardım etmeye, korumaya söz verdiler. Büyük bir kısmeti kaçırdı Mekke. Ne büyük bir mahrumiyet!
Esma - Mus'ab ve diğer gençlerin gidip köylerde kabilelerde İslam' ı anlatmasıyla İslam dini gizlice yayılmaya devam ediyor. Mekke kuşaülıyor ve Mekkeliler de bunun farkında. Bu yüzden korkarım onları Yesrip'te de rahat bırakmazlar. Ellerinden kaçırdılar, hicrete engel olamadılar ama, Yesrip'te kuşatmalarından korkuyorum.
Anne - Kızım unutma ki o m resulü. Onu korumak a zor gelmez. Muhakkak onu başarıya ulaşıncaya kadar her zaman koruyup destekleyecek.
Esma - Ah anne, ne mutlu bize ki, ona hizmet etmek şerefine erdik. Biliyor musun m resulü bugün bana ne dedi. Yiyecek ve suyu mağaraya kadar çıkarabilmek için kuşağımız yansım kesip heybe haline getirmiştim. Bu buluşumdan ve hizmetimden ötürü bana hoş bir lakap takarak iltifat etti.
Anne - Ne mutlu sana! Ve baban için (c.c.) a şükretmeliyiz. O eskiden beri aklı selim sahibi biriydi, evimizde faziletli kimselerle oturup şiirden ve hikmetten bahsederdi. (c.c.) m resulü tebliğe başlaymca ilk iman edenlerden oldu.
Bizler diğer evlerdeki kadınlar gibi değiliz, çok şanslıyız. O her zaman çok asil davrandı, ortaya çıkan çirkin adetlere uymadı. Temiz vicdamyla doğruyu yanlıştan hep ayırt ederdi.
Bu yüzden doğruluğu ve iyiliği kolayca takdir etti, Peygamberin kıymetini bildi.
(dışardan üçüncü bir kadın gelir.)
Anne - Ooo. Hoş geldin kardeşim. Buyur.
Kadın - Sizden Peygamberimizin durumu hakkında bilgi almaya geldim. Kızı Zeynep onun hakkında çok endişeli. Kocası borçlan yüzünden baskı altında tutuluyor, iman ettiğini açıklayamıyor. Bu yüzden o ve Zeynep hicret edemedi, burada kalmaya mecbur oldular. Ama Zeynep babasını çok merak ediyor.
Anne - Merak etme kardeşim, Peygamberi (c.c.) koruyor. Kızı Zeynep i de inşaallah ona kavuşturur.
Kadın.- Bu arada kızınız Aişe'nin Peygamberle nişanlandığını duydum. Ne güzel bir haber. Tebrik ederim sizi. Böyle bir şeref size layıktı doğrusu.
Esma - Evet; 'a şükürler olsun. Biz de Peygamberle akraba olacağız diye öyle seviniyoruz ki.
Anne - Evet, Hatice'nin vefatından sonra bir süredir yalnız kalan Rasûlü, Aişe ile evlenmeyi teklif etti. Bu gerçekten de bizim için büyük bir şeref. **Şevde**
Hatice çok hayırlı ve vefalı bir eşti. Rasûlullah'ı tüm varlığıyla destekledi. Asil ve güçlü bir kadındı, kocasının faziletini daha ona Peygamberlik gelmeden takdir edecek kadar da, akıllı ve kadirşinastı. Tüm varlığını yoksul Müslümanları borçlarından ve kölelikten kurtarmak için harcadı.
Kadın - Aişe de çok akıllı bir kız. Babasımn evinde ilim ve hikmet ortamında yetişti. Bundan böyle de Peygamberin yanında olmaya herkesten çok layıktır. Ebu Bekir de Peygamberin en vefalı arkadaşı oldu her zaman. Malını onun yoluna harcadığı gibi, onu en zor zamanda savundu, tasdikledi. Peygamberin miracını anlattığı zaman Mekkeliler yine alay ettiler. Bazı kimseler bu büyük mucizeye inanma konusunda tereddüt etti, hatta yeni imana girmiş olan bazılarının imanlarından vazgeçer gibi oldukları da görüldü. Ama Ebu Bekir onu tasdikleyince herkese yeniden güven geldi.
Anne - Ebu Bekir diyor ki, "ona gökten bir melek ve haber inmesine inanmamla, onun göğe çıkmasına inanmam arasında ne fark var." O söylüyorsa doğrudur. Çünkü o yalan söylemez.
Kadın.- İyilerin kıymetini iyiler bilir. Ebu Bekir ona arkadaş ve yoldaş olmaya layık biri.
Esma - Peygambere hakaret olsun diye başından aşağı bir deve işkembesini boşalttıkları gün, o gün; babam Peygambere yapılan haksızlıktan dolayı hastalandı ve yatağa düştü. Ancak Peygamberi iyi gördükten sonra iyileşip ayağa kalktı.. Çünkü onun Peygambere olan sevgisi artık bedeninin sağlığım etkileyecek kadar ondan bir parça olmuştu.
Kadın - O gün Fatıma'mn halini gördünüz mü? Zavallı kızcağız babasma yapılan yüzünden nasıl ağlıyordu.
Anne - Mekkeliler Peygamberin oğullan vefat edince "Muhammed'in erkek çocuğu kalmadı, ,onun nesli devam etmeyecek diye sevindiler." Halbuki bu iş yani (c.c.) m elçisi olmak babadan oğula geçecek bir şey değildi. Üstelik Peygamber evlatlarının arasında kız - erkek ayrımı yapan biri de değildir. Fatıma'yı da kız olmasına rağmen çok sever.
Esma - Fatıma da bu sevgiye layıktır. Akıllı ve faziletli olmasının yanında, babasımn görevi sebebiyle uğradıkları sıkıntılara karşı çok sabırlı. Tıpkı annesi gibi babasını destekliyor. Hiçbir zaman, babasımn maneviyatını sarsacak bir hareketi olmadı.
Anne - Çünkü bizler içten bir şekilde inandık, teslim olduk. Bu sıkıntıların m katmda bize bir kurtuluş vesilesi olmasını umuyoruz. Bu yüzden de erkeklerimizin yanmda olmaya devam edeceğiz, (kadınlar çıkarlar)
3. sahne
(sahnenin sol tarafından iki adam koşuşarak içeri dalarlar. Serseri kılıklı ve kabadırlar. Önce girenin elinde bir kese bulunmaktadır.)
1. adam- Doğru söylemiş. Söylediği yeri kazınca altınla dolu bu keseyi buldum.
2. adam - Yansı benim unutma. Yoksa hicret etmesi için onu salıverdiğini Ebu Cehil'e söylerim.

1. adam- Anlaşıldı pis fırsatçı, al bakalım, (keseden bir avuç altın boşaltır diğerine uzatır.)
2. adam - Bu Muhammed'ileri anlamak mümkün değil dostum. Düşünsene, o burada gariptir. Bu parayı biriktirmesi yıllarını almış olmalı. Fakat Muhammed'in yanına koşup gitmek için bu parayı feda etti.

1. adam - Üstelik gittiği yerde bu parayı bir araya getirmesi değil, karnım doyurması bile imkansız. Yesrip yoksul bir kasabadır, Mekke gibi iş imkanlarırun bulunması imkansız. Mekke gibi bir ticaret ve ziyaret merkezine alışkın kimseler bu tarım kasabasında ne yapacaklar?
2. adam - Onlar ne zamandan beri açlığa alışkın zaten, (kahkahalarla) Unuttun mu, üç yıl boyunca boykot uyguladık, iş bulup çalışmalanna, ticaret yapmalanna izin vermedik. Ancak aralarında yardımlaşarak ölmekten kurtulacak kadanyla yetindiler.

1. adam - Bence artık onlan rahat bırakmalıyız. Çünkü yapacağımız hiçbir şey kalmadı. İşkence yaptık, aç bıraktık, alay ve hakaretlerle baskı uyguladık. Ailelerine baskı yaparak dışlanmalarını sağladık. Ama vazgeçmiyorlar. Bırakın neye istiyorlarsa inansınlar.
2. adam - Bu kadar basit değil. Onlar bizim örf ve adetlerimizi, inanç ve kültürümüzü kınıyorlar. Ayetlerde zayıflan ezenlerin cezalandınlacağından bahsediliyor. Bunlar halk arasında isyanı tetikleyebilir. Mutlaka bastınlması gerekli. Yoksa sayılan çok daha hızla artabilir.

1. adam- Ama Yesrib'e gitmeleri bence iyi oldu. Çünkü orada servet ve yetki daha çok Yahudilerdedir. Yahudiler şimdiye kadar Muhammed'i yalanladı, kendi milletlerinin dışında kimseye vahiy inmeyeceğini söylediler. Onlar kültürlü; kendilerine güvenen; kitap sahibi bir topluluk. Araplar her yerde olduğu gibi orada da kendi aralannda rekabet ve kavga halinde olduğundan birlik oluşturmalan zordur. Muhammed'in işi zor.
2. adam- Üstelik Yesrib'in havası da Mekke'den çok farklıdır. Orada hastalıktan kınlıp gidecekler, (gülüşürler)
(Ebu cehil koşarak girer. İri yapılıdır. Gösterişli bir müşrik giysisi giymiştir. -Siyah-)
Ebu cehil - Hey siz burada ne duruyorsunuz. Yoksa haberiniz yok mu?
1. adam - Neden haberimiz yok mu?
Ebu cehil - Neden olacak, yağma olduğundan.
2. adam- Yağma mı ? Harika. Nerede peki?
Ebu cehil- Her yerde. Hicret eden Müslümanların evlerini ve dükkanlarım basacağız, 'mallannı yağmalayacağız. Ebu* Süfyan bu yağmadan toplanan mallarla kafile düzenleyecek. Ticaretin geliriyle ordu kurup Müslümanlan Yesrip'te yok edeceğiz.
1. adam- Buna ne gerek var ki ey Ebu'l-hakem? (-ebu cehilin müşrikler arasındaki adı ebulhakemdir) Onlan bırakalım, kendiliklerinden yok olup giderler.


Ebu cehil - Öyle mi sanıyorsun. Muhammed'in hicretten önce öldürmemekle büyük bir fırsatı kaçırdık. O Yesrib'e ulaşmca Müslümanlara büyük bir moral geldi. Yakında dinlerini yayarak Mekke'yi kuşatacaklar.
1. adam - Bu o kadar kolay mı? Bir kere bu adamlar Yesrip'te açlıktan ölüp giderler. Orası
küçük bir şehir, üstelik siyasi bir düzenleri yok, parçalanmış haldeler.
Ebu cehil - Sen olanları duymadın galiba. Muhammed her bir Mekkeliyle Medineliyi; kardeş yapmış.
2. adam - Medine mi?
Ebu cehil - Evet Yesrib'e Medine i münevvere diyorlarmış. Yani aydınlanan şehir. Böylece morallerini yüksek tutuyorlar. Medineliler tüm varlıklarım Mekke'den gidenlerle paylaşıyorlar, onlan evlerinin en güzel köşesinde ağırlıyor, ev yapmalarına, iş kurmalarına yardım ediyorlar. Muhammed Yesriplilerin aralarındaki düşmanlıkları da bitirmiş, Yahudilerle de karşılıklı inanç ve ibadet hürriyeti esasma dayalı bir vatandaşlık anlaşması yapmış. Şimdi Medine'de tek rekabet var; Peygambere yardım ve destek yarışı. Herkes Müslümanların mescidini inşaya koşuyor, komşu beldelere İslam'ı anlatma ziyaretleri yapıyor, İslam'ı ve Peygamberi tanımak için gelen heyetleri ağırlamaya can atıyor.
(1. ve 2. adam şaşırarak başlarını sallarlar, beraberce dışarı çıkarlarken söylenirler.)
1. ve 2. adam- Bu olanları anlamak mümkün değil. Tuhaf şey.
(Sahneden çıkmak üzere yürüyen Ebu cehil, koşarak giren biri tarafından durdurulur. )
4. adam- Dur ey Ebulhakem! Bekle biraz! Seni Yesrip'ten gelen biri görmek istiyor. Galiba Muhammed'in oraya hicretinden ve halkı kendi etrafında birleştirmesinden rahatsız olan biriymiş. Dıştan Müslüman gibi görünerek aralarında kalıyor. Ama içten içe Muhammed'e düşmanlık besliyormuş. Belki işimize yarar.
3. adam- Güzel haber! Getir bakalım! Onun düşmanı bizim dostumuzdur!
Abd. - Merhaba ey Ebul hakem! Manzum oğullarının şerefli lideri!
Ebu cehil- Merhaba ey Abdullah İbn Übey! Seni görmek ne büyük mutluluk! Umarım bize
Yesrip'ten güzel haberler getirmişsindir. . ■
Abd.- Evet var ey Ebulhakem. Doğru söylemek gerekirse, Muhammed'in işi Yesrip'te hiç kolay değil. Medine'nin soğuk ve nemli havası Mekke'den hicret edenlere dokunuyor. Bir yandan yoksulluk, bir yandan hastalık; inim inim inliyorlar, (kahkaha ile gülüşürler.)
Ebu cehil - Nasıl, oluyor da halkım onlara karşı cömert ve yardımsever davranmaktan vazgeçiremiyorsun ey Abdullah İbn Übeyy. Sen kavminde sayılan ve sözü dinlenen biriydin.
Abd. - (öfkesini gizlemek için yüzünü yan çevirir) Hala da öyleyimdir. Ancak sizin başa çıkamadığınız bir şeyle beni mi suçluyorsun. Sizin de en yakınlarınız ona iman etmedi mi?
Ebu cehil - Bunu bırak, biz onun ne büyücü olduğunu biliyoruz. Onun konuşarak halkı etkilemesini engellemek için her şeyi yaptık. O Kur'an'dan ayetler okumaya başlayınca gürültü çıkarıyor, olmazsa kendisine saldırıyorduk. Yine de bir çok kişinin onu dinlemesine engel olamadık. Ve en yakınlarımızdan bazılarının onun yolunda mallarını harcadığım gördük.
Abd. -Ben de aynı şekilde davranıyorum. Ama daha sinsi olmak zorundayım. Çünkü onlar Medine'de daha etkililer. Yine de haklarında kuşku uyandırmayı elden bırakmıyorum.

Ebu cehil - Evet çok iyi. Hatta onun hakkında dedikodular yayabilirsin. İftiralarla başım derde sokabilirsin. Böylece kendini savunmakla uğraşır, başka bir şeye vakit ve cesaret bulamaz.
Abd. - Evet. Bunu yapmamda karım da bana yardım ediyor. Zaman zaman morallerini bozmayı başanyoruz. Ama doğrusu gördüğüm en sabırlı kişiler. Sinirlenip küçük düşürücü bir hareket yapsın, pot kırsın diye bekliyorum, tahrik ediyorum. Ama son derece sabırlı davramyor. Adamlarının hatalanm abartarak tantana çıkanyorum. Ama öyle maharetli bir yönetici ki, hem onların hatalanm düzeltecek şekilde nasihat ediyor, hem de gönüllerini alıp etrafından dağılmalarım engelliyor. Böyle birini daha önce hiç görmedim.
Ebu Cehil - (hırıltılı bir sesle) Bilmez miyim. Bu yöntemleri dağda çobanlık yaparken mi öğrenmiş, yoksa mağaralarda ibadete çekilirken mi planlamış anlamıyorum.
Neyse ümitsizliğe kapılmayalım. Yine de işleri çok zor olacak. Çünkü biz üzerlerine gitmek için bir ordu hazırlıyoruz. Sen de kavmini onlan yalnız bırakmak için kışkırtırsan iyi yaparsın. Böylece bizden kaçanlan teslim alır geliriz, sizin şehrinize de bir zaranmız dokunmaz.
Abd. - kavmimi bu konuda ikna etmeyi umuyorum, (çıkıp giderler)


Düzenleyen aysimay Düzenleme Tarihi: 06-04-2009 12:48
i42.tinypic.com/2rdzzow.gif

yarın, elbet bizim,elbet bizimdir!
gün doğmuş,gün batmış,ebed bizimdir!

zaman geçmeden,ömür bitmeden,nefis sana hükmetmeden,gel sende vazgeç kendinden....
 
aysimay
2. perde
1.Sahne
Medine'yi temsil eden hurma ağaçlı dekor.
(Münafıkların lideri Abdullah İbn Übeyy ibn i Selul kendi kendine konuşuyor.)
Abd. - Nasıl oldu da böyle bir zafer kazanabildi?
Bedir'de Peygamberin ordusu kendilerinin üç misli kalabalık, daha da önemlisi silah ve binek konusunda kat kat güçlü bir orduyu bozguna uğrattı. Mekke'nin ileri gelenleri, İslam'a en fazla hınç besleyenleri öldürüldü. Ebulhakem, Ümeyye bin halef gibiler artık yok. Onlan en çok hor gördükleri kimseler öldürdü. Köleler, yoksullar, çiftçiler...
Şimdi Peygamber, "kibirlenmeleri ve zulümlerine karşılık onların başına büyük bir felaket geleceğini (c.c.) Kur'an'mda haber vermişti. İşte (c.c.) bu felaketi sizin elinizle verdi" diyor. Bu da insanlarımın ona olan güvenini artırıyor.
Bu adam insanlarıma ne yapıyor böyle? Hepsi etrafında pervane gibi dönüyor. Onlan Mekke'nin cengaverlerinden oluşan bir orduyla karşılaşmaya nasıl da ikna edebildi. Üstelik "sen bizi denize bile sürsen gideriz" diyecek kadar teslimiyetle...
(Volta atar gibi birkaç adım gider gelir; bir yandan da söylenir)
Nasıl oluyor da asırlık kan davalanm ve husumetlerini unutup onun çevresinde böyle birleşiveriyorlar? Şimdi eskiden değer verdikleri aile gururu, rekabet ve düşmanlıklan ansam, hemen bana "sende Cahiliye'nin izi kalmış" diyorlar!
Eskiden saygı duyulan biriydim, şimdi ise oğlum bile bana iki yüzlü diyor! Etrafımdakilerin sayısı her geçen gün azalıyor. Hele Bedir'de kazandıklan zaferden sonra Muhammed'e ve taraftarlarına duyulan güven iyice arttı.
(daha öfkeli ve hırıltılı bir sesle)
Ah Muhammed; sen benim kavmim içindeki itibarımı ve ikbalimi çaldın. Sana daima düşman olacağım! Sana Medine'yi dar edeceğim!
(Biraz sustuktan sonra derin düşünceler içinde yeniden konuşmaya başlar.)
Fakat; nasıl oluyor da, çıkardığımız fitnelerden ve kargaşadan selamete çıkıyor? Onun genç kansına iftira attık, kendisinin aleyhinde dedikodular çıkardık. Hatta ona inananlar arasında bile kuşkuya neden olmayı başardık. Ama nasıl olduysa oldu; herkesi Aişe'nin masumiyetine inandırdı. Şaşılası bir ustalıkla insanlan etkiliyor ve inandırıyor.
(Yanına çekinerek biri gelir.)
Adam - Şey, merhaba ey Abdullah.
Abd.- Gel, gel ey dostum. Neden seni uzun zamandır görmüyorum? Yoksa sen de mi bana ihanet edeceksin?
Adam - Hayır; hayır ey Abdullah. Lütfen yanlış anlama. Bu bir ihanet değil, sadece...
Abd.- Sadece ne?
Adam - Biliyorsun ey Abdullah, müminlerin Bedir'de kazandıklan zaferden sonra İslam'm izzeti arttı. Yahudilerden bile pek çoğu "bu hak dindir, Muhamrned 'ın Peygamberidir." diyerek İslam'a giriyor.
Abd.- Bıraksana canım. Yahudileri bilmez misin; hep güçlünün yanında olmak isterler. Onlardan bir kısmı benimle birliktedir. İçten inanmaz, sadece Müslüman görünür.
Adam - fakat Yahudi alimlerinden ve ruhbanlarından Abdullah ibn i Selam samimi bir Müslüman. Onun gibi başkaları da var.
Abd. - Ne demek istiyorsun? Dilinin altındaki baklayı çıkar bakalım.
Adam - (biraz tereddütten sonra yumuşak bir sesle) Ey Abdullah; düşünüyorum da, bizler böyle iki yüzlülükle bir şey kazanamayacağız. Bizler hakkında inen ayetleri duyunca içim ürperiyor. Sanki biri bizi görüyormuş gibi öyle apaçık ifadeler ki! Kur'an'a karşı şüphe içinde kaldıkça kendimi huzursuz hissediyorum. Büyük mucizeler karşısmdayız, nasıl bu kadar şüpheci olabiliyoruz?
Abd.- hangi mucizeden bahsediyorsun sen?
Adam- Ey Abdullah, Kur'an'm kendisi bir mucize değil mi? Peygamberin ahlakı ve insanlara tavsiye ettiği şeyler, her biri sanki birer melek gibi. Buna karşı kör kalmak mümkün mü?
Abd.- Akılsız dostum benim! Muhamrned zeki bir adam, basan kazanmak için herkese iyi görünmeye çalışıyor olamaz mı?
Adam - Ama inen ayetler. Onlar insan sözü olamaz. Çünkü bazen Peygamberi bile eleştiriyor, doğru yola yönlendiriyor. Mesela Rasûlullah'm esirleri salıverme konusundaki seçimini eleştiren bir ayet gelmedi mi?
Abd. Bıraksana, sen! Muhamrned düşünüp pişman olmuş olamaz mı?
Adam - Ama bu kadar da değil; apaçık mucizelere şahit oluyoruz. Mesela Muhacirler Medine'nin havasına alışamamış, hastalanmışlardı. Dua etti, hem onlardan hem Medine'nin kendi halkından humma hastalığı gitti. Eskiden kendi halkımıza ancak yetişen ürünlerimiz bereketlendi. Adeta çoğaldı. Şimdi hepimize yetişiyor.
Abd. - Bıraksana canım bunlan. Zamanla havaya alışmışlardır. Yiyeceklere gelince, zaten size azla yetinmeyi öğütlemiyor mu? Bu sayede az bir gelir hepinize yetişiyor.
Adam - Ama başkalan da var. Bedir günü orada olanlardan biri, en yalan akrabam anlattı. Savaştan önce Rasûlullah meydanı gezip, "falancanın cesedini burada, falancanınkini ise şurada bulacaksınız" diye haber vermiş. Aynen dediği gibi olmuş. Daha bunun gibi nice mucizeye şahit olanlar var.
Abd. - Ah dostum bilmez inisin halk böyle masallara bayılır. Bırak da bu efsanelere küçük çocuklarla yaşlı kadınlar inansın. Senin gibi aklı başmda olanlar bunlara inanır mı?
Adam - Bilmiyorum Abdullah; belki de mucizelere inanmak; bizim unuttuğumuz, yalnız çocukların ve kadınların hatırladığı bir şeydir. Bizi ötelere bağlayan bir şey. Şu görünür dünyanın anlamsızlığını yırtan bir ışık, bir mana...
Abd.- (kızgınlığım gizlemeye çalışarak, sesinin titremesini güçlükle bastırarak) Yeter artık; .buraya gelişinin Muhammed'i övmekten başka bir nedeni yok mu?
Adam - (anlayışlı bir şekilde yumuşak bir sesle) Biliyorum dostum; biliyorum senin için çok zor. Muhammed'e biat etmezden hemen önce neredeyse seni kral yapacaklardı. Doğrusu sen de buna layık bir adamsın. Akıllı ve dirayetli olduğunu herkes kabul eder.
Ama keşke gururunu ve kinini yenip bu kabiliyetlerini İslam için kullansan. Rasulullah diyor ki; "insanlar cevherler gibidir. Cahiliye devrinde kabiliyetiyle önemli yerlere gelmiş olanlar, İslam zamanında da bu kabiliyetleriyle değerlendirilir." Gerçekten de o herkesin içindeki cevheri ortaya çıkarıyor. Kimini öğretmen, İrimini elçi, İrinlini diplomat olarak değerlendiriyor. Kimine ordu komutanlığı kimine hakimlik veriyor. Kuşkusuz sen de İslam'a samimi olarak bağlanacak olsan, onun yalan bir danışmanı olurdun.
Abd.- Danışmam ha? Onun emrinde ha? Kendi kavmimin efendisi olmak varken, bir yabancının veziri olmak umurumda mı sanıyorsun?
Ben zaten onun danışmanıyım. Ben ne dersem ona inanır, tavsiyelerime kulak verir. Ama bu benim için yeterli değil.
Bana bak ey cahil adam! Ben kendi hakkım olanı elde edene kadar onun kuyusunu kazmaya devam edeceğim! Şimdi ya benimle olursun, dıştan Müslüman görünüp içten içe gizli birliğimizi devam ettirirsin; ya da gider Muhammed'in tarafına katılır, her şeyini ona adarsın!
(biraz duraksayıp sesini yumuşattı, iknaya çalışarak) Her gün yoksullarla ve gariplerle bir safta yüzünü yere sürmek yetmedi mi? Malım yoksullara dağıtmak, uzun sıcak günlerde aç ve susuz kalmak yetmedi mi? Şimdi de sizden kat kat güçlü düşmanlarla savaşmanızı istiyor. Bu sefer zafer kazanmış olması sizi aldatmasın, o bir maceracı. Koca Kureyş'le nasıl başa çıkabilir?
(Dışarıdan aceleyle biri girer. Yahudi aksanıyla konuşmaktadır.)
Yahudi - Ey Abdullah bin Übey, ey Abdullah bin Übeyy! Yetiş!
Abd. - Ne var, ne oluyor dostum?
Yahudi - Olanlardan haberin yok mu ey İbn-i Übey, Muhammed, Kaynuka oğullarının yurdunu kuşattı ve teslim olmaya mecbur etti. Şimdi ileri gelenlerini öldürmesinden korkuyoruz. Yetiş, yetiş ve onlan affetmesi için Muhammed'e aracılık yap.
Abd. - Merak etmeyin, şimdi gelir, işinizi hallederim. (1. adama dönerek) Yesrib'in gerçek efendisinin kim olduğunu görüyorsun değil mi?
Adam- Ey İbni Übeyy, yine Peygambere muhalefet mi edeceksin? ■■'■
Kaynuka oğullan bir Müslüman'ı öldürüp anlaşmayı bozdular. Sonra da anlaşmayı yenilemek için gerekli şartlara razı olmadılar. Bırak da Peygamber onlara kendi kitaplarının hükmünü uygulasın. Onlar vatandaşlık anlaşmasına ihanet ettiler ve cezayı hak ediyorlar. Eğer kanunları uygulama konusunda imtiyaz ve ayrımcılık uygularsak kimse itaat etmez.
Abd. - Bırak da bu işi bildiğim gibi halledeyim. Eğer onların affedilmesini sağlarsam, kavmim arasındaki şerefimin devam ettiği anlaşılmış olur. (yahudiyle birlikte çıkarlar, yalnız kalan adam sesli düşünür gibi konuşur)
Adam - Abdullah bin Übeyy Peygambere sürekli sıkıntı veriyor. Her yaptığına manasızca muhalefet edip kargaşa çıkarıyor. Halk araşma kuşku ve tedirginlik yayıyor. Doğrusu ona karşı sabandan dolayı Rasulullah'a hayran kalmamak mümkün değil. O gerçekten sıradan biri değil, tam bir olgunluk timsali.
.(elini çenesine koyup biraz düşündükten sonra gülümseyerek)
Adam- Nasıl da şımarık, Peygamberin ona karşı hoş görüsünden dolayı böbürleniyor. Bilseydi ki; bizzat kendi oğlu Peygambere gidip; "babasının çıkardığı huzursuzluklardan dolayı onu kendi elleriyle öldürmek istediğini. Amcalarının ve akrabalarının kan davası gütmemesi için onu kendisinin öldürmesinin en uygun olacağım söyleyerek izin istediğini..."
Ama Peygamber izin vermedi, bozgunculuğuna rağmen ona sabretmeyi tercih ediyor. Ne büyük bir insan!
(Sahneden çıkmak üzere yönelmişken genç bir Müslüman girer)
Genç - Duydun mu amcacığım. Peygamber Bedir'de kazandığı zaferden sonra Kaynuka oğullanmn kuşatmasında da zafere ulaştı. Artık diğer Yahudiler ve çevre kabileler Müslümanlara karşı daha saygılı. İnsanlar Peygamberi tanımaya ve İslam'ı öğrenmeye daha hevesli hale geldiler.
Adam - Evet öyledir. İnsanlar zayıftan yana olmaktan çekinir, kendini ispatlayanlara güvenirler. Çünkü herkes kendi canından korkar evladım. İşin doğrusu bu.
Genç - Bence (c.c.) m dinine hizmet için en iyi yol cihattır. Çünkü meydanlarda zafer kazanmayınca kimse seni ciddiye almıyor. Ne kadar haklı olsan da dinlemeye ve anlamaya çalışmıyorlar, insanlar haklı söz değil, kuvvet görmek istiyor.
Adam - Bu doğru ama, yine de sırf kaba kuvvete sahip olduğumuz için insanların bizi desteklemeleri yeterli değil. Bu durum aramızda iki yüzlülerin sayısının artmasına sebep oluyor. Kuşkusuz bu zaferden önce Müslüman olanlar, bunda sonra teslimiyet gösterenlerden çok daha samimi idiler. Çünkü zor zamanda, azınlıktayken bu yolu seçebilmişlerdi.
Genç - Yine de (c.c.) yolunda cihat etmenin fazileti büyüktür bence. Çünkü kazanırsak 'ın dinini yüceltmiş, kaybedersek veya şehit olursak bu uğurda elimizden geleni yapmış ve tüm günahlarımızdan temizlenmiş olarak ahiretimizi kazanmış oluruz.
(Sahneden çıkarlar)

i42.tinypic.com/2rdzzow.gif

yarın, elbet bizim,elbet bizimdir!
gün doğmuş,gün batmış,ebed bizimdir!

zaman geçmeden,ömür bitmeden,nefis sana hükmetmeden,gel sende vazgeç kendinden....
 
aysimay
2. sahne
(üç kadın gözlerinin yaşını silerek, Müslümanların köşesinden girerler. Nesibe kendini toplayarak konuşur.)
Nesibe - Ah kızım, eğer o gün Peygambere bir şey olsaydı, 'm huzuruna nasıl vanrdık? Ona nasıl hesap verirdik? Şükürler olsun ki Rabbi onu korudu ve bize bağışladı.
Genç kadm- sen ey Nesibe! Kadınların gururu!
O gün kahramanca savaşarak bir erkek gibi onun yarımda oldun. Peygamber "uhud savaşmda çıkan kargaşa sırasmda ne yana dönsem Nesibe'nin elinde kılıncıyla çarpıştığım gördüm" buyurdu. Bu senin için ne büyük bir iltifat.
Nesibe - (elini sallayarak) Esas dört oğlunu da savaşta kaybettiği halde sabrım ve kararlılığım hiç bozmayan, " 'm resulü nasıldır? O hayatta mı? Bana onu gösterin" diyen kadının hali hayranlık duyulacak bir haldir.
Üçüncü kadm- Biz kadınlar cahiliye çağmda savaşta ölen erkeklerimiz için ağıtlar yakardık. Fakat Peygamberin yanında, onun uğruna şehit düşenlerimiz için böyle dövünmüyor, aksine övünç mersiyeleri söylüyoruz.
Genç kadm - Peygamberin halası Safiye'nin de hâli takdire şayandır. Kardeşi Hamza'yı öyle parçalanmış, feci bir biçimde gördüğü halde kararlılığını bozmadı. Peygamber onun isyan ve şikayet etmesinden korkarken, o Peygambere teselli ve manevi destek verdi.
Üçüncü kadın- Peygamber için ne zorlu bir gündü. Mus'ab bin Umeyr'in cenazesini gömerken ağladı, ve "Mus'ab Mekke'nin en yakışıklı ve şık giyinen genciydi. Şimdi ise elbisesi onu kefenlemeye yetişmiyor" dedi.
Genç kadm - Mus'ab akıllı ve tatlı dilli bir gençti. Peygamber İslam'm anlatılmasında ondan çok yararlanıyordu. Güzel yüzü, sevimliliği ile İslam'a daveti ne güzeldi. Biz Medineliler İslam'ı onunla tamdık ve sevdik. Şimdi o yok! Hamza yok, ve bir çok değerli insan yok! (hıçkırıkla elini yüzüne kapatır)
Nesibe - onların çalışmasını mükafatlandıracak, Peygamberine onların yerine yeni yardımcılar verecek. Çünkü bu (c.c.) m dinidir. O dinini tamamlayacak.
Üçüncü kadm - Ah kardeşim; en acısı da o ya. Uhud'daki kayıplar, insanların imanlarım sarstı. Bedir'deki zaferden sonra İslam'a koşan Yahudiler ve bedeviler şimdi nasıl da yüz çeviriyorlar. İnsanlar hep böyle, zor zamanda kaçmak insanların fıtratında var.
Nesibe - Ah kardeşlerim; o öyle şiddetli bir gündü ki, herkesin içindeki cevheri ortaya çıkardı. Bilir misiniz; madencilerin bir deyimi vardır; paslı veya karışık madeni eritip ne olduğunu anlamaya fitne derler. Eğer maden saf ve içi dışı bir ise; eriyince kendini ispatlamış olur. ama kalpsa, yani içi dışı gibi değil değersiz bir madense, yada kanşıksa, eriyince gerçek hali meydana çıkmış olur. işte öyle günler vardır ki; insanların cevheri de böyle sınanır ortaya çıkar.
Genç kadm - Senin gibi içi kıymetli olanlara ne mutlu! Zor bir zaman rastlaymca içindeki kahraman cevheri dışarı çıktı, kıymetin anlaşıldı!
Üçüncü kadm - İçi bozuk olanlar da meydana çıktı. Abdullah İbn Übeyy münafıklığım ortaya koydu, beraberindeki üç yüz kişiyi savaştan çekerek tam harbe girerken Müslümanların morallerini bozdu.
Nesibe - Evet ama, eğer okçular yerlerinden ayrılmamış olmasalardı Müslümanlar yine de basan kazanmak üzereydiler. Nasılsa savaşı kazanıyoruz diye ganimet toplama hırsına düştüler. Galiba; (c.c.) m Peygamberi aramızda diye, biz emirlere itaat etmesek bile zafer kazanırız sanıyorduk. Bu hepimize iyi bir ders oldu.
Genç kadın - Aslmda Peygamber Medine'de kalıp şehri savunmak fikrindeydi. Ama kahramanlığa özenen gençlerin ısrarı yüzünden meydan muharebesine çıkıldı.
Üçüncü kadm- Medine, kuşatmalara her zaman dayanıklı bir şehir olmuştur. Üç yam dağlarla ve duvarlarla çevrili olduğundan doğal bir kale gibidir. Keşke bu hatalı karar alınmış olmasaydı.
Nesibe- Ah hanımlar, bilir misiniz ki; her şey kaderin hükmüdür. (c.c.) kitabında ne diyor? "keşke" demeyin. Çünkü insamn kaderinde ölmek ne şekilde ve ne zaman yazılmışsa bu gerçekleşir. (c.c.) bunu bize haber veriyor ki, doğru bildiğinizi yapmakta kuşkulara korkulara kapılmayın. Korkaklık sayesinde canım, cimrilikle malım koruyabilmiş kimse yoktur bu alemde.
Hem, o gün askerler arasında şehadete can atan öyle bahadırlar vardı ki, mesela Abdullah bin Cahşin savaştan önceki duasını bilir misiniz?
Kadınlar - Hayır; bilmiyoruz
Nesibe - O ve Sa'd bin Ebi Vakkas savaştan bir gün önce birbirlerinin duasına amin demek için sözleşmişler. Bilirsiniz, bir müminin diğer müminin duasına samimiyetle amin demesi (c.c.) katında makbuldür. Sa'd elini açıp, "Ey 'ım, yarın ki savaştan muzaffer çıkıp ganimetle dönmemi nasip eyle" şeklinde dua eder. Bu duaya amin diyen Abdullah bin Cahş ise elini açıp şöyle dua eder, " Ey (c.c.) im yarın ki savaşta senin yolunda şehit olmamı, hatta burnumun kulaklarımın kesilmesini, senin huzuruna böylece getirildiğimde, "Ey 'un ben senin yolunda savaşırken bu hale getirildim" dememi bana nasip et."
Kadınlar- (şaşkınlıkla) ...
Nesibe - (devam ederek) Ertesi gün Sa'd arkadaşı Abdullah bin Cahşi, şehitler arasında aynen dua ettiği şekilde bulur.
Kadınlar- Aman 'ım... (kadınlar gözlerinin yaşım silerken Nesibe biraz sükuttan sonra
devam eder.) .
Nesibe - Geçici dünya hayatmda bazı acılar ve kayıplar yaşamak; hayatın anlamım daha derinden kavramamızı sağlar. Zaten kimse bazı sıkıntılar yaşamadan, bedeller ödemeden başarıya ulaşmamıştır.
Hatta hayatın gerçek amacı, 'm rızası için doğru olanı yapmak, bunda bütün olumsuz şartlara rağmen sebat etmektir.
Herkesin başarısı 'ın elindedir. Dilerse verir, dilerse vermez. Dilerse müminlerin (c.c.) m dini için yaptıkları fedakarlıkları hem bu dünyada başarıya ulaştırır, hem öbür dünyada mükafatlandırır. Dilerse de yalnız öbür dünya mükafatı verir. Bize düşen inanmak ve çalışmaktır.
(Kadınlar çıkar.)

i42.tinypic.com/2rdzzow.gif

yarın, elbet bizim,elbet bizimdir!
gün doğmuş,gün batmış,ebed bizimdir!

zaman geçmeden,ömür bitmeden,nefis sana hükmetmeden,gel sende vazgeç kendinden....
 
aysimay
3. sahne
(Diğer taraftan erkekler girer. Yahudi lideri Ka 'b bir yahudi din adamıyla kendi aralarında konuşmaktadırlar.)
Ka'b- Bizler Uhud günü Muhammed'in 'ın Peygamberi olduğunu bildiğimiz halde ona yardıma koşmadık. Bunun hesabını katında nasıl vereceğiz bilmiyorum.
Haham - Sen ne diyorsun ey Kab? Bizler İsrail oğullarıyız, tannmn seçkin kavmiyiz. Başka bir milletin öncülüğüne uyacak değiliz.
Ka'b - Ancak bizler pek çok Peygambere isyan ettik, hatta onlardan bazısmı öldürecek kadar ileri gittik. Bundan sonra hala 'ın son Peygamberi bizim milletimizden seçmesini beklememiz doğru mu?
Haham- Bekle ey Ka'b; bize vadertiği üstünlüğü verecektir. Biz tannmn çocuklan gibiyiz. O kendi çocuklanmn kusurlarını ancak biraz cezalandınr, sonunda ise üstünlük yine bizim olacak.
Ka'b - Ama indirdiği Kur'an'da diyor ki, "babalarınızın Peygamber olması size bir şey sağlamaz. Onların kazandığı onlara; sizinkiler size."
Yani Kur'an bizim iddia ettiğimiz soy üstünlüğünü reddediyor. Aksine Peygamber torununa yakışmayan işlerimiz yüzünden lanetlendiğimizi haber veriyor.
Haham - (hırsla yüzünü çevirir) Bak ey Ka'b; biz öyle bir milletiz ki, yetiştirdiğimiz kahinler 'ın kaderini bile etkisiz kılmıştır. Eğer bize lanet ederse, biz de kahinlerimiz vasıtasıyla şeytanla işbirliği yapanz. Ama yine de milli gururumuzu çiğnetmeyiz!
Düne kadar her şeyden habersiz putlanna tapmakta olan şu cahil Araplann milletine kanşıp onlann Peygamberine uymaktansa Tannmn gazabım tercih ederim!
Ka'b - O halde bana ne yapmamı tavsiye ediyorsun?
Haham - Ne mi yapacaksın? Tabi ki, Muhammed'in şu zor günlerini değerlendirerek düşmanlanyla işbirliği yapacaksın. Şu anda onu ortadan kaldırmak bize çok şey kazandmr.
Ka'b - Münafıkların lideri Abdullah İbn Übey haber gönderdi; MuhammedTe olan anlaşmamızı bozmaya teşvik ediyor. Biliyorsunuz daha önce o Kaynuka oğullanmn salıverilmesini sağlamıştı. Böylece yahudi dostu olduğunu gösterdi. Uhud günü üç yüz kişiyi savaştan vazgeçirmekle de kavmi üzerindeki tesirini kanıtlamış oldu. Şimdi bizi Muhammed'i ortadan kaldırma konusunda işbirliğine davet ediyor.
Eğer bunu başanr, İbn Übey'i de eski ikbaline kavuşturursak, Medine'deki durumumuz eskisinden bile daha iyi bir hale gelebilir.
Haham - Ne diyorsun! Fevkalade bir basan olur!
Bunu zaman kaybetmeden yapmak gerekir. Çünkü her gün içimizden birileri Muhammed'e iman ediyor. Gerçi onlar aleyhine çıkardığımız dedikodularla sayılarının artmasını engelliyoruz. Ama daha fazlasını yapmamız gerek.
' (durup yüzünü seyirci tarafına çevirir. Sesli düşünür gibi)
Ah eski günler ne güzeldi. Yahudiler Medine'nin efendileri idiler. Şimdi ise yahudilerin durumu çok zor. Araplar eskisi gibi aynlık ve husumet içinde değil, dayanışma ve yardımlaşma halinde.
Ka'b - Dün kapımıza gelip yüksek faizle borç isteyen Araplara baksana! Peygamberlerinin tavsiyelerine uyuyor, aralarında yardımlaşıyorlar.
Haham - Aslmda Muhammed bizim de dinimizde bulunan; adaleti ve zayıflara yardım gibi esasları emrediyor. Bunlar her milletin ilerlemesi için gerekli şartlar. Bizler bunları yitirdik, Muhammed ise bunları Araplara kazandırdı.
Geçmişte kanun ve törelerini kaba kuvvetle yazan bir millettiler, şimdi ise 'm kitabı sayesinde dirlik ve düzene kavuştular. Bir an önce bu gfdişi durduramazsak sonumuz karanlık!
Ka'b - Onların dininin hak olduğunu bildiğin halde iman etmemekten korkmuyor musun?
Haham - (Yüzünü ekşitip çevirdi) Bunu bırak da; Muhammed'e ne yapacağımıza karar verelim.
Ka'b - Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Haham - Bilirsin O dinini anlatmak veya anlaşmaya varmak için her çağrıyı değerlendirir.
Onu görüşme için çağırıp bu sırada öldürebiliriz. Kavmimizin büyüğü senin de kaym pederin
olan Huyey bin Ahtab da böyle düşünüyor. ■
Ka'b - Ama bu işin sonunda bir şey olursa mesuliyet sizindir. Çünkü ben lideriniz olarak sizi iman etmeye her çağırdığımda yüz çeviriyor ve beni kınıyorsunuz. Artık ben de sizin lideriniz olarak, sizinle birlikte olmaya mecbur kalıyorum. Madem ki din adamları sizlersiniz, ben de size itaat ediyorum.
Haham - Merak etme, bizler ilim sahibi kimseleriz. Sana doğru yolu gösteriyoruz.
(Haham çıkar, Ka'b düşüncelere dalar.)
Ka'b - (sesli düşünür gibi,) Kur'an, bizim gibilere, "sizler din adamlarını (c.c.) a ortak
tutuyorsunuz" demekte haklı. Bunlar gibi ihtiras ve kinlerine dalmış kişilere uymakla din
konusunda gereken ciddiyeti göstermiş oluyor muyuz acaba. Bilmiyorum yakamızı
(c.c.) in gazabından kurtarabilecek miyiz? Ama onlara karşı çıkmak hiç kolay değil! Eğer
onlara karşı çıksam, ailem, akrabalarım bana düşman olur. makamımı ve iş ilişkilerimi
kaybederim. Bunu nasıl göze alayım! ,.;
(Bu sırada içeri Safiye girer, hem nazik hem mağrurdur.)
Safiye - Gelebilir miyim?
Ka'b - Gel Safiye, gel. (Safiye geçip oturur, Ka 'b düşünceli görünmektedir)
Safiye - Neyin var ey Ka'b? Düşünceli görünüyorsun.
Ka'b - Safiye; din adamlarımız kalbimi tatmin etmeyen fikirlerle aklımı çeliyorlar. Doğrusu ya ben Muhammed'in son Peygamber olduğuna kanaat getiriyorum, ama...
Safiye - Hayır Ka'b! Bunu nasıl söylersin! İleri gelelerimizin hiçbiri bunu kabul etmiyor. (kocasına yaklaşır, şefkatli bir sesle) Eğer bu söylediklerinden ötürü din değiştirdiğine kanaat getirirlerse sana karşı çok saldırganlaşırlar. Bir daha salon böyle sözler söyleme.
Ka'b - Merak etme. Milletimden ayrı hareket edecek değilim. Hatta sonum kötü olacak olsa ' bile. Çünkü ben şerefine düşkün biriyim. İslam'ı seçenlere karşı uygulanan baskılara dayanamam. Özellikle iftiralara, hakaretlere ve şerefime dokunan hareketlere...
Safiye - ( sesine gururlu bir hava vererek) Öyle de olmalı zaten. Ben bu milletin en şerefli adamı Huyey bin Ahtab'm kızıyım. Kocamın şerefi babamın şerefine denk olmalı...
Ka'b - (karısına doğru dönerek) Sahi babandan ne haber var?
Safiye - (Etrafına bakıp, eşine doğru yaklaşarak; sır verir gibi; usulca) Babam ve arkadaşları Peygamberin ziyaretini değerlendirerek ona bir suikast düzenlemeyi düşünüyorlar.
Ka'b - (yine yüzünü ekşiterek) Korkanm bu işin sonu bizim için kötü olacak Safiye. Eğer çoğumuzun kanaati doğruysa; yani o Peygamberse; (c.c.) m meleği ona bu suikastı haber verir ve o bundan kurtulur. Üstelik planladığımız şey yüzünden rezil oluruz.
Safiye - Seni hiç böyle korku içinde görmemiştim. Korkma; O dediğin gibi Peygamber olsaydı, Uhud'da yenilmezdi.
Ka'b - Peygamberlerin başmdan böyle sıkıntıların geçmesi tabiidir. Bu onun hak Peygamber olduğunu yalana çıkaracak bir şey değil.
(Huyey ürküntü içinde girer )
Ka'b - Hoş geldin sevgili kayın pederim.
Huyey - Ka'b, korkanm başımız belada...
Safiye - Ne oldu, baba?
Huyey - (kızının yüzüne bakmadan ) Bizi yalnız bırak kızım.
(Safiye istemeyerek dışarı çıkar. Huyey Ka 'b 'a doğru yaklaşarak elini omzuna koyar.)
Huyey - Ka'b, Muhammed'in ziyaretini fırsat bilip onu öldürmeyi planlıyorduk. Sanınm sen de bu plandan haberdar idin.
Ka'b - Biraz önce hahamlardan ve sonra da Safiye'den duydum.
Huyey - Planımız mükemmeldi. Onu bir duvar altında oyalarken başına bir değirmen taşı yuvarlayacaktık. Yani olaya kaza süsü vermek de kabildi. Ama kahrolası...
Ka'b - (ellerini başına koyarak) Melek ona her şeyi önceden haber verdi öyle değil mi?
(Huyey başını öne eğer)
Ka'b- (gözlerini uzak bir noktaya dikerek) Artık geriye yapacak bir tek şey kaldı, (aniden dönerek) Madem ki iş inada bindi, silahlarımızı kuşanıp kalemizden çıkalım ve bu işi bitirelim.
Huyey - (ürkerek) Nasıl yani?
Ka'b - (sert bir donuklukla) ya onu öldürürüz, yada şerefimizle ölürüz.
Huyey - (damadının halinden ürkmüş gibi geri geri giderek) Dur bakalım. Aramızda konuşur din adamlarımıza danışırız.
(İçeri bir Yahudi ve Peygamberin elçisi bir Müslüman girer.)
Yahudi - Muhammed bize elçi göndermiş.
Müs - Evet. Peygamberimden haber getirdim. Kesin bir dille söylüyor ki, yaptığınız bu ihanetten ötürü üç güne kadar burayı terk edeceksiniz.
Huyey - (sıkıntıyla) Tamam, tamam; gideriz. Hayber'e sığımnz; orası büyük bir yahudi kalesidir. (Ka'b'a dönerek tasdik bekler. Ka'b oralı olmaz, yüzünü çevirir çıkar.)
(Müslüman elçi ve yahudi de çıkar. Hemen arkasından yahudi başka bir elçi ile girer. Bu münafıkların elçisidir.)
Yahudi - Efendim Abdullah bin Übeyy bir elçi göndermiş.
Huyey - Söyle bakalım, İbni Übeyden ne haber var?
Münafık - Ey Huyey bin Ahtab, Yahudilerin efendisi. Abdullah bin Ubeyy'in siz yahudilerle olan dostluğunu bilirsiniz.
Huyey - Evet bunu biliyoruz, daha önce de dostluğunu gördük.
Münafık - O size teminat veriyor ki, Muhammed ve taraftarlan sizi buradan çıkarmaya muvaffak olamayacaklar. Kendisi bu konuda yardımım vadediyor ve herkesi size yardıma çağıracağına inanmanızı istiyor. Salan Muhammed'le anlaşmayın.
*Huyey - (umutlanarak, ellerini ovar) Güzel. Biz de topraklarımızdan çıkmayı istemeyiz. Efendine söyle kendisine müteşekkiriz. Bunun karşılığım ona fazlasıyla veririz.
(Çıkarlar.)

i42.tinypic.com/2rdzzow.gif

yarın, elbet bizim,elbet bizimdir!
gün doğmuş,gün batmış,ebed bizimdir!

zaman geçmeden,ömür bitmeden,nefis sana hükmetmeden,gel sende vazgeç kendinden....
 
aysimay
Sahne 4
(Sahnede bekleyen bir Müslüman. Kafileri temsil eden köşeden iki kişi girer. Biri köle giysileri içindedir. (Selman) Diğeri düzgünce giyinmiştir, (tercümanlık yapan Yahudi) Bekleyen Müslüman'a yaklaşırlar.)
Yahudi - Peygamberinizi nerede bulurum?
Müs.- Mescidde. İslam'ı öğrenmek için gelen heyetleri kabul ediyor.
Yahudi - (yamndakini göstererek) Bu adam bir Hıristiyan köle. İçimizden birinin kölesi. Dilinizi bilmiyor. Aslen iranlı, garip biri. İran'dan hak dini aramak için çıkmış. Önce bir rahibin yanında kalıp, Hıristiyanlığı öğrenmiş ve bu dine girmiş. Ancak anlattığına göre rahip ona Medine'ye gitmesini söylemiş. Çünkü son Peygamberin Hicaz'dan çıkacağına ve kendisinin hurma bahçelikli bir yere hicret edeceğine dair bir tahmin yapılıyormuş. O da bunun üzerine buraya doğru gelmek için bir kervana katılmış. Ancak yolda ihanete uğrayıp köle olarak satılınca bizim efendinin eline geçmiş.
Şimdi Peygamberinizin özelliklerini araştırmak istiyor.
Müs - (duygulanarak) 'a hamd olsun ki biz Peygamberimizi böyle fedakarlıklara katlanmadan bulduk. Gel kardeşim. Sana Peygamberimiz hakkında ne sorarsan anlatayım.
Yahudi - (yanındakine dönerek kısa bir şeyler söyler. Onun söylediklerini çevirerek) Size soruyor ki, Muhammed sizden sadaka kabul ediyor mu?
Müs - Hayır, Peygamber sadakaları ancak fakirlere dağıtmak için alır. Kendisi ise kabul etmez. Çünkü (c.c.) bunu ona yasakladı.
Yahudi - (Selman'a dönerek söylenenleri çevirdikten sonra onun yeni sorusunu dinler ve yeniden ) Ve soruyor ki; o hediyeyi kabul eder mi?
Müs - Evet kabul eder. O bu kavmin en âlicenabıdır. Hediyeleri kabul eder, karşılığım da en güzel bir şekilde verir.
(Yahudi Selman'a dönüp bir şeyler söyler. Selman'm hayal kırıklığına uğramış gibi bakışından Müslüman şüphelenir)
Müs - Hey, dur bakalım. Sen benim söylediklerimi yanlış çeviriyorsun öyle değil mi? Vallahi siz Yahudilere hiç güven olmuyor.
Yahudi - (duraksar, kekeler.) Eee. Şeyy.
(Arkadan yetişen bir Müslüman, koşarak gelir)
2. müs - Ne oluyor bakalım?
1. Müs - Bu Yahudi şu dilimizi bilmeyen adamla aramızda çevirmenlik yapıyordu. Ama ben
onun yalan söylediğini düşünüyorum.
2. müs - Şimdi anlarız. (Selman'ın kolundan tutarak) Gel bana kardeşim, seni
Peygamberimize götüreceğim. (2. müs ve selman dışarı çıkarlar.)
Yahudi - (sırıtarak) Yalan söylediğimi nasıl anladın?
- Müs - Sen Peygamberimizin ^'müminin ferasetinden sakının" hadisini duymadın mı? müminlerin kalplerinde bir sezgi gözü açar.
Yahudi - (alaycı) Öyle olsun bakalım. Ha bu arada merak ediyorum doğrusu; Peygamberiniz dilini bilmediği şu adamla nasıl anlaşacak?
(2. müs ve Selman yeniden birlikte gelirler. Selman duyguludur, gözlerini siler. Yahudi merakla seyretmektedir)
2. müs- (birinci Müslüman'a dönerek, duygulu bir şekilde ) sevgili Peygamberimiz onun dilini meleğin yardımı ile anladı ve İslam'ı anlattı. O anda nasıl olduysa Selman Peygamberin bütün sözlerini anladı ve şehadet getirdi. Aralannda sözsüz sessiz bir dille anlaştılar ve ağlaştılar. Hepimiz çok duygulandık.
Yahudi - (şaşkınlıkla.) Yani onun dilini anladı mı diyorsunuz? *
2. müs - Evet; ne var yani. Peygamberin mucizelerini ilk kez mi duyuyorsun. O sahibinden şikayet eden develeri bile anlar. Onun empatiyle dinlediği her yürek sessiz, sözsüz dile gelir, (yahudi şaşkınlıkla başını sallar) Selman son Peygamberin özelliklerini araştırırken, onun bir özelliğinin de, sadakayı kabul etmeyip hediyeyi kabul etmesi olduğunu öğrenmiş. Ama sen bizden aldığın cevabı ona doğru aktarmamışsın. ( yahudi başım öne eğerek sıvışır gibi çıkar.)
1. müs - Bu gibilerden kurtulmak için bütün dilleri öğrenmek isterdim.
2. müs - Peygamberimiz de bizi okuma yazma ve dil öğrenmeye teşvik ediyor. Ayrıca hesap yapmayı ve 'm "kanunları öğrenmeye de. Bu konularda başarılı olanları civara anlaşmazlıkların çözümü için gönderiyor.
1. müs - artık büyük bir devletin temelleri kuruluyor. Elbette bunu başarmak için pek çok sıkıntılara katlanmamız gerekiyor. Mesela Müslümanlığı kabul edenleri borçlarından ve kölelikten kurtarmak gibi. Sanırım Peygamber Selman'ı da kölelikten kurtarmak için bizi yardımlaşmaya çağıracak.
1. müs - Desene Suffa ehline biri daha katıldı.
2. müs - Evet kardeşim. Yoksulluğumuzu paylaşacak bir kardeşimiz daha olacak. Biliyor musun Peygamber mescidin çevresindeki sofada kalan yoksul Müslümanlar için ailesinin geçim kaynaklarım bile kullanıyor. Belki aylar geçiyor da, Peygamberin evinde bir şey pişirmek için ateş yanmıyor. Günleri biraz su ve hurma ile geçip gidiyor.
1. müs - Hatta bazen bunu bile bulamadıkları oluyor. Geçenlerde Ebu Hureyre başından
geçen şöyle bir hadiseyi anlattı.
Açlıktan artık dermanının kalmadığı bir gün, sahabeden biri onun açlığım fark eder de bir şey verir umuduyla ilmi bir şeyler sormak bahanesiyle bazılarının yanma gider. Ancak onlar durumu fark etmez yada kendilerinin de durumları aynı olduğundan ellerinden bir şey gelmez. Sonunda Peygamberin kapışma gitmeye mecbur olur. Peygamber de ona derki, "ben de iftar edecek bir şey bulamadan üç gündür oruç tutuyorum. Bekle bakalım, belki (c.c.) bizi bu¬seyle rızıklandırır."
Böylece beklerken Ensar'dan biri Peygambere bir kase süt hediye getirir. Peygamber de hemen Ebu Hüreyre'ye, git ve Suffa'da kim varsa hepsini çağır der. Ebu Hureyre Suffa'ya "Peygamber sizi süt içmeniz için çağırıyor" demeye gittiğinde bir de ne görsün, yetmişten fazla yoksul Müslüman, açlıktan uyuyamıyor. Hepsi bu sevinçli habere koşunca Ebu Hureyre ümidini yitirir. Ancak oradaki yetmiş kişinin her biri; Peygamberin elindeki bu bir kase sütten doyuncaya kadar içtikleri halde süt bitmez. Gittikçe sabırsızlanan Ebu Hureyre'yi yanma çağıran Peygamber; "haydi şimdi sen de iç" der. Ebu Hureyre kana kana içtikten sonra, "yine iç" der. Tekrar içer. En sonunda artık bir yudum daha içemeyecek kadar içmiş bir halde kaseyi Peygambere uzatır. Peygamber kalan sütü içip bitirir.
2. müs (zaman zaman sübhanallah diyerek dinledikten sonra) kendisine güvenen, onun
rızası için dünyevi işlerini ve menfaatlerini terk edip hicret edenleri işte böyle mükafatlandırır.
Peygamberin elinden içilen o süt, aslında onun getirdiği ilim, hikmet ve ilahi yakınlık
pınarlarının somutlaşmış halidir. Ebu Hureyre sütü kana kana içtiği gibi, ilmi de kana kana içti.
1. müs - 'a hamd olsun ki biz ona iman edenlerden olduk. Ya onun çağında olduğu halde, bunun kıymetini bilemeyenlerden olsaydık?
(Birlikte çıkarlar

i42.tinypic.com/2rdzzow.gif

yarın, elbet bizim,elbet bizimdir!
gün doğmuş,gün batmış,ebed bizimdir!

zaman geçmeden,ömür bitmeden,nefis sana hükmetmeden,gel sende vazgeç kendinden....
 
aysimay
5. sahne
(müminlerin tarafından koşarak biri girer.)
peyg. casusu- Ey müminler, ey müminler. Hemen bana Rasûlullah'm nerede olduğunu söyleyin. Ona çok önemli haberler getirdim.
(yüzleri yan örtülü biri ile (Hz. Ömer) Selman gelirler. Vakur bir edayla; konuşmaktadırlar.)
Hz. Ömer - Peygamber ibadet için evine çekildi. Çok önemli ise bana söyleyebilirsin.
Casus - Sen misin Ey Ömer! Aslında böyle bir haberi Peygamberden başkasına vermem uygun olmaz. Ama sana söylememde sakınca yoktur inşaallah. (Biraz daha yaklaşıp usulca ) Hayber'de toplanan yahudiler,. başta liderleri Huy ey olmak üzere; Mekkelileri savaşa kışkırtıyorlar. Üstelik bu savaşa bütün kabileleri destek vermeye çağırıyorlar. Korkarım on bin kadar asker toplamayı başaracaklar. Üç aya kadar burada olurlar.
Ömer - (elini çenesine koyarak, düşünceli ) (c.c.) Peygamberini düşmanlarından korur ve zafere ulaştırır. Buna inancım sonsuz. Ama biz de elimizden gelen tedbiri almalıyız.
On bin kişi... bu çok fazla.
Casus - Üstelik yahudi zenginleri servetlerini bu orduyu silahlandırmak için kullanıyorlar.
Ömer - Yahudiler! (c.c.) m laneti boşuna değil! Onlar da tek 'a inandıkları halde bir Peygamber aleyhinde putperestlerle işbirliği yapıyorlar!
Casus - Onların gönlünü bu savaşa razı etmek için batıl dinlerini bile övüyorlar.
Ömer - Kureyşliler, Bedir'de kaybettiklerinin intikamım Uhud'da aldıktan sonra savaş düşkünlüğünden vaz geçmişlerdi. Bir süredir barış içindeydik.
Casus - Evet, Uhud savaşı için kışkırtıcılık yapan Ebu Süfyan'ın karısı Hind ve diğerleri şehitlerimize yaptıkları çirkin hareketlerden utanıp köşelerine çekilmişlerdi. Adeta bu intikam onları kendi iç muhasebelerine itmişti. Fakat iç ve dış düşmanların kışkırtıcılığı bitmiyor.
Ömer - Bedevi çapulcular savaş çıksa da yağma yapsak diye fırsat arar zaten. Hele böyle güçlünün tarafında olmak onlara pek cazip gelir. Şimdiden Medine bahçelerini talan etme hevesine düşmüşlerdir.
Casus - Keşke Peygamber yahudilerin lideri Huyey'e karşı merhametli davranmasaydı. Onun münafıklara güvenerek anlaşmaya yanaşmamasını fırsat bilip hepsinin boynunu uçursaydı. Bu adam yaşadığı müddetçe fitne saçacak.
Ömer - Peygamber onların kalesini kuşattı. Onlar da eman dileyip çıkıp gitmeye razı oldular. Bu durumda onları kılıçtan geçirmesi caiz olmazdı.
Casus - İki yüzlü Huyey! Hiçbir sözüne güven olmuyor. Yaptığı ihanete rağmen canım bağışlayan Peygambere karşı yaptığına bak!
Ömer - Benim esas korkum şu ki, Medine'deki komşularımız Kureyza oğullan da ihanet ederse. Eğer biz şehrimizi savunmak için uğraşırken onlar da ihanet edip bizi arkadan vurursa halimiz ne olur.
Casus - Peygamber onlan sözlerine sadık kalmalan için ikna etmeli. Ama nasıl?
Ömer - kendi nzası için çabalayanlara yardımım esirgemez. Yeter ki biz kararlı durmayı bilelim. Ellerini açarak " 'ım, ayaklarımızı doğru yolun üzerinde sabit kıl, kalplerimize de kararlılık ver."
(Selman söze kanşır)
Selman - Anladığım kadarıyla büyük bir düşman ordusunun kuşatmasından söz ediyorsunuz. Biz ülkemizde böyle durumlarda büyük bir hendek kazardık. Hendeğin üzerinden atlamak için fırsat bulanları da okla vururduk.
Ömer - Bu çok iyi bir fikir! Medine'nin bir kısmı dağlarla bir kısmı duvarlarla çevrili. Kalan kısımda bir atlının atlayamayacağı derinlik ve genişlikte bir hendek kazarsak savunmamıza çok yardımı olur. Ama bu kadar kısa bir zamanda bu kadar uzun bir hendek kazmak kolay olmayacak, (şimdi ben Peygamberin yanına girmek için izirt istemeye gidiyorum) Hemen danışma meclisini toplayıp kararlar almalı ve çalışmaya başlamalıyız.
Casus - (Selman'a) senin İslam'a girmen bize çok yararlı oldu kardeşim. Çok yer görmüş, tecrübeli biri olman, sorunlarımızı çözmemizde bize katkı sağlıyor. Peygamber mescidin kandille aydınlatılması gibi konularda da yeniliklere ve başka milletlerin buluşlanna her zaman açık olmuştur. Hz. AlPye ülkemize seyahat eden Hintli bilginlerden matematik öğrenmesini, Hz. Aişe'ye de bitkilerden ilaç yapmayı öğrenmesini tavsiye etmişti. Eski köhne yöntemleri ve hurafelerimizi bırakıp, ilim ve hikmetle hareket etmeye teşvik ediyor bizi. "hikmet müminin yitik malıdır. Onu nerede bulursa alır" buyuruyor.
Bu arada senin dilimizi çok düzgün konuştuğunu görüyorum. Bu kadar kısa bir zamanda bunu başarman çok güzel
Selman- (elini göğsüne koyarak, gözlerini uzaklara dikerek) Peygamber elini göğsümün üzerine koyup dua ettiğinde içime bir manevi bir sıcaklık doldu. O andan itibaren Arapça ve dini ilimleriniz bana çok kolay geldi. Kendimi memleketimde gibi hissettim. Daha sonra bana garipliğimi unutturacak şu sözü söyledi. "Selman benim ev halkımdandır."
Casus - Ne güzel, kardeşim. Ne mutlu sana! (çıkarlar)

i42.tinypic.com/2rdzzow.gif

yarın, elbet bizim,elbet bizimdir!
gün doğmuş,gün batmış,ebed bizimdir!

zaman geçmeden,ömür bitmeden,nefis sana hükmetmeden,gel sende vazgeç kendinden....
 
aysimay
Sahne 6
(İki kişi girer. Müslüman temiz beyaz giysiler içinde, münafık çizgili bir elbise giymiş.)
Müs - Peygamberimiz hendeğin kazılması için bizi gruplara ayırdı ve her on kişinin 40 zira kazmasını belirledi. Buna göre akraba olduğumuz için sen de bizim gruptasın.
Münafık - (riyakarlıkla) Peygamberimizin emri başımızm üstüne. Ama zaten yılın en kesat zamanı. Hepimiz sıkıntı içindeyiz. Bir de işimizi bırakıp hendek kazacak olursak evimize nasıl rızık götüreceğiz.
Müs - Eğer bu hendeği kazmayı başarırsak, rızık götürme kaygısı duyacağımız evlerimiz olmaya devam edebilecek! Yoksa bu kaygıdan ebediyen kurtulursun!
Mün. - Sanki bu hendek bizi kurtarabilecek mi? Onların sayısı on binden fazlaymış! Sen hiç on bin kişilik bir ordu gördün mü? Onlar bizi ezip geçecek. Evlerimizi mallarımızı talan edip, ailemizi esir olarak götürecekler.
Müs - Kalplere korku salacak şekilde konuşuyorsun. Maneviyatın yok, bizim de maneviyatımızı bozuyorsun. (c.c.) Peygamberine yardım edecek. Eğer etmeyecek olursa ve öldürülecek olursak, ne değişir ki. Bir gün ölmeyecek miyiz? İnancı uğruna ölen, bir kere ölür. İnanmadan yaşayan, zaten yaşamış sayılmaz. Uğruna yaşadığın bir şey yoksa, bitkiler ve hayvanlardan ne farkın var? Ancak onlar kadar yaşamışsındır!
Mün - Öyleyse sen kazmana devam et. Benim gidip evimi kontrol etmem gerek. Evimin kapısı pek sağlam değildir. Biz erkekler hepimiz birden buradayken yahudilerin fırsattan istifade kadınlarımıza saldırmalarından korkuyorum, (münafık çıkar.)
Müs. - (düşünceli) Aslına bakarsan doğru söylüyor. Keşke ben de evimi kontrol edebilseydim.
(kadın elinde küçük bir kese ile girer)
Kadın - Merhaba kardeşim, babam ve amcam da seninle birlikte mi? Size biraz yiyecek getirdim.
Müs - Evet buradalar, kıramadıkları büyük bir kaya için Peygamberden yardım istemeye gittiler. Dün de böyle bir kaya için çağırmıştık ve (c.c.) m Peygamberi ilk darbede kum yığını haline getirdi.
Kadın - 'a şükürler olsun! Anlatılanlara göre Peygamber dün de bir kayaya vurduğunda çakan şimşekler arasında Şam'ın kale kapısının anahtarının kendisine verildiğini görmüş ve Kisra saraylarının ellerine geçeceğini ashabına müjdelemiş. İnananlara ne mutlu!
Müs - Bu güzel haberler maneviyatımızı kuvvetlendiriyor. Ama öte yandan moral bozan şu münafıklar ve yahudiler yok mu? Ha, aklımdayken, evinizin kapısını sıkı kapatıyorsunuz değil mi? Biz şimdi sizinle ilgilenemiyoruz diye birilerinin fırsatı değerlendirmesinden korkuyoruz.
Kadm- Merak etme sen. Olanları duymadın mı yoksa? Peygamberin halası Safiye geceleyin uyumamış, dışarıyı gözetlemiş. Mahallemizin duvarlarına yaklaşan bir gölge görünce eline bir değnek alıp çıkmış ve saldırganı orada öldürmüş. Böylece kötü niyet besleyenler evlerimizde , yalmz olmadığımızı düşünerek sıvışıp gitmişler. O günden beri de sırayla nöbet bekliyoruz ama yaklaşmaya cesaret eden yok.
Müs - Ne güzel bir haber! Kadınları bile böyle kahraman olanlara kimse galip gelemez.
Kadın- Neyse, şimdi şu azıcık yiyeceği kendi aranızda yiyin. Kimse görmesin, çünkü ikram edecek kadar değil, az bir şeydir.
Müs - Fakat bunu bize getirdiğinize göre siz ne yapacaksınız? Evde başka yiyecek olduğunu sanmıyorum.
Kadm - Sizler çalışıyorsunuz. Yiyeceğe daha çok hakkınız var. Biz bitki köklerinden toplayarak kendimizi idare ederiz. Aç da kalsak olur. yeter ki namusumuzu koruyacak olan siz erkeklerimiz başımızda olun.
Müs - Onu bana ver de Peygamberime götüreyim kardeşim. Peygamber kamına açlıktan taş bağlamış. Midesinin ağrısını duymamak için. O bu halde iken ben tok kamına dolaşamam. Bunu ona götüreceğim, yettiği kadarıyla paylaşırız.
(Müslüman gider. Kadm da ellerini açıp, gözlerini göklere dikerek, hıçkınr gibi içten dua eder)
Kadm - 'ım senin yolunca hicret edenleri ve savaşanları koru. Onlara yardım edip evlerini açanları da. Bu şehri bize mübarek kıl. Bizi burada koru. İçimizdeki ihlas sahibi kulların hatırına ne olur! (çıkar. Müslüman geri döner. Elinde aynı kese vardır. Arkasından yaşlı biri girer.)
Müs - (yanındakine dönerek) babacığım, şu mucizeyi gördün değil mi?
Baba- Evet oğlum. Sizin kendi ihtiyacınız varken fedakarlık yaparak verdiğiniz yiyecek, (c.c.) m bereketiyle binden fazla kişiye yetti. Peygamber elini keseye daldırıp dağıttı müddetçe kesedeki yiyecek bitmedi.
Müs (keseye bakarak) hâlâ da var. Bunu kadınlara da vereceğim ki onlar da Rasûlullah'ın elinin değdiği bereketli yiyecekten yesinler. Çocuklarımıza da yedirsinler. Belki böylece cennetteki asıllarını da yemek bize nasip olur.
Baba - Doğru söylüyorsun. Bu cennet yiyeceklerinin bir örneğidir. İnşaallah kalbimizdeki inancı sağlamlaştırır.
Müs - Rasûlünün mucizeleri için büyü diyenlere şaşıyorum. Büyü göz aldanmasına sebep olabilir ama karın doyurur mu?
Baba - Ah oğlum inşaallah kalplerimiz bu büyük mucizelerle yatışır da, Peygamberi bu zor zamanda üzmeyiz. Çünkü münafıklar komşumuz Kureyza oğullarının da ihanet ettiğini, Medine dışına konaklayan düşman askerine yiyecek ve askeri mühimmat gönderdiğini yayarak maneviyatımızı bozuyor. Bütün gün hendek berisinde siperlerde kaygılı bir şekilde bekleyen Müslümanlar, zaten artık sabırlarının sınırına geldiler. Bir yandan açlık ve soğuk gecelerde siperlerde korku içinde beklemek, bir yandan da arkamız için komşumuza güvenememek. Biraz daha sabredebilmemiz için (c.c.) bizim kalplerimize sekinet indirsin.
Müs - Baba bu yahudiler ne zaman hainlikten vaz geçecekler. Artık bunların sözlerine sadık kalmalarım bekleyip anlaşma yapma zamanı bitmiştir. Bir şehrin halkı kendi komşuları aleyhine düşmanla işbirliği yaparsa, bu apaçık vatana ihanettir.
Baba - Sa'd bin Muaz'ı duymadın mı? O Kureyzalılann hamisi olan Evs kabilesinin lideri idi. Artık o bile onların bu ihaneti hakkında tek şey söylüyor. " (c.c.) beni bu savaştan sağ çıkarırsa, Kureyzalılann ihanetinin şiddetle cezalandırılmasını sağlayacağım."
(Yüzü yan örtülü biri girer -Hüzeyfe-)
Huzeyfe - Kardeşlerim, biraz daha sabır. O (c.c.) m Peygamberi. Onun yolunda öldürülsek de, zafer de kazansak bu bizim için büyük basandır. (c.c.) bize zaferi nasip edecek buna inanıyorum.
Baba - Biz de inanıyoruz, ama insanoğlu cam söz konusu olunca korkmaktan kendini alıkoyamaz. Özellikle biz yenilirsek ailelerimizin esir düşmesi bizim için büyük bir korku kaynağı.
Müs - Sen nasıl bu kadar cesur olabiliyorsun ey resulünün sırdaşı.
Huzeyfe - Evet, (cc.) Rasûlü beni casusluk ve diplomasi için görevlendirdiği için bana böyle diyorlar. Peygamber bende güçlü bir sır tutma kabiliyeti olduğunu düşünüyor.
Nasıl böyle cesur olduğumu mu soruyorsun ey kardeşim. Dinle öyleyse.
Rasûlullah beni gece yarısı düşman karargahına yaklaşıp haber getirmem için gönderdiğinde açlıktan, soğuktan ve korkudan dizlerim titriyordu. Eliyle omuzlarımı tutup bana dua edince, içim öyle bir enerjiyle doldu ki, hala bu hisle doluyum. İçime yayılan sıcaklıktan dolayı ne gecenin soğuğunu duydum ne de-açlığın dermansızlığını.
(Nuaym girer.)
Nuaym - Müjde size ey Müslümanlar! Size güzel haberlerim var!
Baba- Gatafan kabilesinin lideri Nuaym değil mi bu?
Huzeyfe - Evet odur. Savaş sim olduğu için sizden sakladım. Şehrimizi kuşatmaya gelen düşman ordusunun bir bölüğü olan Gatafanlılar; dün (cc.) m hidayeti ile İslam'a meylettiler. Peygamber ise bunu gizlemelerini ve düşman kavim içinde fikir ayrılığı çıkararak yardımcı olmalarını istedi.
Nuaym - Evet, ben de Peygambere büyük bir yardım olmak üzere kabile liderleri arasına güvensizlik soktum. Her birine gidip diğerinin ihanet etmesi halinde ne yapacaklarını sordum.
Özellikle sizi arkanızdan vurmaya hazırlanan Kureyza lideri Ka'b'a gidip, Mekkelilerin Medine kuşatmasından bıktıklarım, dönüp gitmeye hazırlandıklarını, sizi ihanet ettiğiniz komşularınızla baş başa bırakacaklarım söyledim. Bu durumda en iyi çarenin, Mekkelilerden güvence olarak kendi çocuklarım rehin vermelerini istemesi olacağı fikrini aklına soktum. Mekkelilere gelince, onlara da gidip, "Kureyzalılar sizin çocuklarınızı rehin isteyerek Muhammed'e teslim edecekler. Çünkü anlaşmayı bozduklarına pişman oldular" dedim. İki taraf birbirine olan güveni kaybedip birbirlerinin isteklerini kötü niyetli anladılar.
Baba- (cc) senden razı olsun Nuaym. (cc) seninle Peygamberine ve Müslümanlara yardım etti.
Huzeyfe - Kureyzalılann bizi arkadan vurması çok kötü olacaktı. Bu gelişme bizi biraz rahatlatacak. Eğer inanır ve kararlılık gösterirsek işte böyle (cc) bize ummadığımız yerden yardımını gönderir.
(koşarak bir Müslüman gelir)
Mümin - müjdeler olsun ey müminler! (cc) düşmanınızı kahretti. Dün gece sabaha karşı çıkan fırtına yüzünden düşmanların karargahı darmadağın olmuş. Çoğu silah ve ağırlıklarım bile almadan yerlerini terk etmiş, memleketlerine dönmüş. Çapulculuk yapmak niyetiyle gelenler canlarını zor kurtarıp kaçmışlar!
(hepsi birden uğultuyla)
Hepsi - (cc) a hamd olsun.
Baba - Çektiğimiz sıkıntılardan sonra bu ganimetler bize iyi gelecek. Müslümanların maddi sıkıntısı biraz olsun hafifleyecek. (cc) m gönderdiği rızka ve zafere hamd olsun.
Müs - Görüyorsun ya baba, biraz daha sabretmek, sadece biraz daha sabretmek yetiyor.
Huzeyfe - Bu savaş, müşriklerle aramızdaki son savaştır. Artık Kureyşliler bir kere daha rezil olmayı göze alamaz. Bundan sonra bize düşen dinimizi tamtmak için daha aktif olmaktır.
Haydi şimdi doğru Kureyza oğullarının dersini vermeye, Peygambere bu işi sıcağı sıcağına halletmesi emredildi. Ganimet paylaşmayı, biraz daha erteleyin bakalım.

i42.tinypic.com/2rdzzow.gif

yarın, elbet bizim,elbet bizimdir!
gün doğmuş,gün batmış,ebed bizimdir!

zaman geçmeden,ömür bitmeden,nefis sana hükmetmeden,gel sende vazgeç kendinden....
 
aysimay
Perde 3
Sahne 1
Mekke dekoru. Ebu Süfyan dayanmış oturuyor. Eşi Hind hırsla girer.
Hind - Duyduklarım doğru mu? Ey Ebu Süfyan!
Ebu Süfyan - Anlaşmayı mı söylüyorsun?
Hind - Nasıl da rahat; "anlaşmayı mı söylüyorsun" diyorsun! Onlarla anlaşmaya ne hakkın var senin? Kimin adına yapıyorsun bu anlaşmayı?
Ebu Süfyan - Anlaşmaya varmak kabile liderlerinin ortak kararıydı ey Hind. Herkes biliyor ki artık bu işin sonu yok. Bırak da kervan yolumuzu güvenlik altına alalım.
Hind - Yani mücadeleyi kazandılar! Sizi anlaşmaya ikna ettiler öyle mi? Sizin böyle muhatap alıp anlaşma yapacağınız bir seviyeye geldiklerini kabul ettirdiler!
Ebu Süfyan - Merak etme sen, anlaşmanın hükümleri hep bizim lehimize. Unutma ki biz Kureyşliler diplomasi sahasında alt edilmez kişileriz. Yaptığımız anlaşmaya göre bizden biri İslam'ı seçerse, onlara katılamayacak, ama onlardan dininden dönen olursa bize katılabilecek.
Hind - Yine de onlarla anlaşmamalıydın. Mekke'nin düzenini altüst eden, efendilerini öldüren ve bizi Arap yarım adasma rezil edenlerle... onlarla anlaşmak senin hakkın değil ey Ebu Süfyan! Onları alt edemedin, bari elini uzatıp barış yapmasaydın!
Ebu Süfyan - Bedir'de öldürülen baban ve kardeşinin intikamım aldık, artık ne istiyorsun. Sonuçta onlar bizim akrabalarımız. Mesela Muhammed'in Kabe'yi haccetmek için bize elçi olarak gönderdiği Osman bin Affan'ı esir aldık. Ama ne yapacağız, güçlü akrabaları olan bu adamı öldürecek miyiz?
Bu anlaşma ile üstünlüğümüzü kabul ettirdik ve şerefimizi kurtardık. Hatta öyle ki Peygamberin yanındakiler böyle eşit olmayan şartlarda bir anlaşmadan ötürü sıkıntı duymuşlar. Peygamber onları Kabe'yi haccetmek için yola çıkardığı halde biz onu şehrimize kabul etmedik ve geri döndürdük. Bu moral bozukluğu onlara yeter.
Hind - (tatmin olmamıştır. Başını iki yana sallayarak) Bundan böyle İslam'a girmek isteyenlere nasıl engel olacaksın? Artık Ebu'l-hakem ve Ümeyye bin Halef gibi İslam düşmanları aramızda yok. Onlara karşı olan düşmanlığınız yatıştı, hatta neredeyse onun başarılarına hayranlık duymaya bile başladınız. Arapların başına geçip Arap yarım adaşım düzene kavuşturmasından gurur duyacak kişiler aramızda artacak. Onun gibi güçlü bir lider, askeri ve siyasi bir dehanın yanında olmak için can atacak bir sürü Kureyşli çıkacak.
O zaman senin halin ne olacak ey Ebu Süfyan? O zaman bu makam sende kalır mı bakalım? O zaman benim halim ne olacak?
Ebu Süfyan - (yılgındır.) Dediğin gibi olsa da bunu değiştirmeye artık gücümüz yetmez. Artık yapacak bir şey yok Hind. Kabileler arasında Medine devletinin itibarı artıyor. Bu güçle anlaşmazsak çevre kabileler tarafından kuşatılacağız.
Hind - Ama anlaşma yüzünden onların aleyhine siyaset gütmekte zorlanacaksınız.
Ebu Süfyan - Sanmam. Onlar bizden emin olunca çok daha rahat ederiz. Böyle tetikte olmayı bırakıp rehavete kapılırlarsa biz de aniden anlaşmayı bozar ve onları kıskıvrak yakalarız. (elinin biriyle yakalama hareketi yapar.)
Hind - (biraz rahatlamış olarak) Umarım dediğin gibi olur. (çıkar)
(İçeri kabile liderlerinden biri girer. Gururlu ve hışıltılıdır.)
Adam - Ey Ebu Süfyan, ey Ebu Süfyan, bu olanlar hakkında ne düşünüyorsun?
Ebu Süfyan - Neden söz ediyorsun?
Adam - Senin adammm Muhammed'le yaptığı anlaşmaya göre bir Mekkeli İslam'a girdiğinde Medine'ye kabul edilemiyormuş, öyle mi?
Ebu Süfyan - Evet öyledir. Bu şartı anlaşmaya biz koyduk ve şimdiye kadar da bu madde uygulandı.
Adam- Uygulandı da iyi mi oldu sanki. Tam Şam ticaret yolunu güvenceye aldık derken, şu olanlara bak. İslam'a girdiği halde Medine'ye kabul edilmeyenlerin kervan yolu üzerinde kurduğu eşkıya çeteleri kervanlarımızdan haraç istiyor. Bunları Muhammed'e şikayet ettiğimizde ise, bunların sorumluluğunu kabul etmiyor ve bize elindeki anlaşmayı gösteriyor. Bırak da bu adamlar Muhammed'in şehrine gitsinler, kervanlarımızı da rahat bıraksınlar.
Ebu Süfyan - Kendi koyduğumuz şartı kendimiz kaldıralım mı istiyorsun yani? Ama bu durumda Muhammed'e katılanların sayısı hızla artar.
Adam - Vallahi beni din işleri hiç ilgilendirmiyor. Ben kervanlanmm güvenliğinden söz ediyorum. Muhammed'in adamlarıyla aramda bir sorun yok. Aksine o Medine çevresini huzura kavuşturdu. Bırak da bu çapulcuları da ıslah etsin. Eğer bu maddeyi kaldırdığınız halde durum devam ederse o zaman Muhammed'i bundan sorumlu tutabilirsiniz.
Ebu Süfyan - Tamam, dediklerini danışma meclisinde gündeme getirecek, gereken kararlan alacağız. Sen merak etme. (Adam çıkar. Ebu Süfyan düşüncelere dalar. Eliyle sakalını oynayarak gözleri dalgın, kendi kendine söylenir) Hind'in dediği gibi olacak galiba. Bu barış Muhammed'e çok fazla taraftar kazandırdı.
Onun insanları sanp kucaklayan tavn insanlann içini huzurla dolduruyor. Toplumu öyle bir sarıp düzenliyor ki her bir kişiyi layık olduğu yerde değerlendiriyor. Uhud harbini kazanmamızı sağlayan askeri deha, Halid bin Velid dahi gidip ona bağlılığım bildirmiş. Hiç kimseye geçmişinden ötürü kin gütmüyor. Hatta Ebu Cehil'in oğlu İslam'a girince kalbi incinmesin diye babası hakkında kötü konuşulmasını yasaklamış. **
Şimdi panayırda şairler onu methediyor. Bahadırlar onun yanında kahramanlıklarını sergilemeye koşuyor. Siyasi dehamız Amr bin As, ona katılanlar arasında. Bu gibi tecrübeli ve iyi yetişmiş kişiler kuzeydeki ve Yemen'deki Arapların dahi Muhammed'e saygı duymasına yardım edecek.
İslam'a giren Yahudi bilginleri, İranlılar ve Romalılar; ona başka milletlerin tecrübelerini ulaştınyor. Böylece kültürleri hakkında bilgi edindiği bu milletlere de mesajını ulaştınyor. Bu gidişle Arabistan dışında benden daha fazla tanınan biri olacak.
Hind'in dediği doğru, doğru olmasına da; bu konuda ne yapmam gerektiğini bir bilebilsem?
(Hind gelir.)
Hind - Olanları görüyorsun değil mi ey Ebu Süfyan! Senin yaptığın anlaşma sayesinde ' Müslümanlar bu yıl Kabe'yi "ziyaret ettiler. Onların Arap örfüne yakın durmaları, atamız İbrahim'in hatırasına saygı göstermeleri nasıl da taraftar toplamalanna sebep oldu! Biz onlan "bölücü, bozguncu" diye kötülüyorduk. Oysa onlar Yahudi ve Hıristiyanlar da dahil bütün dünya halkım "Rabbiniz birdir, babanız birdir" diyerek birleşmeye çağırıyor.
Ebu Süfyan - Doğrusu ya Hind, biz bu gelişmeyi artık değiştirenleyiz. Çünkü Muhammed'in gücü, samimiyetinden geliyor. Halkımızın içinde hep taşıdığı ama hayata geçiremediği üstün ahlak ve erdemi Muhammed'e inananlar yaşayıp hayata geçiriyor. Şiirlerimizde hâlâ yaşayan o güzel huylar, davranışlar. Kahramanlık, doğruluk, cömertlik ve sözünde durma, İşte halkı etkileyen budur. Ve biz bunu artık durduramayız.
Hind - Nasıl da kolay vazgeçiyorsun ey Ebu Süfyan! Böyle miskin miskin oturup kervanlanmn güvenliğini düşünmek seni korkunç bir sona sürüklüyor, biliyor musun? Yalanda Muhammed seni Mekke'de kuşatacak ve hatta bir baskınla seni evinde öldürecek. Buna inan. Çünkü bunu yapmak için ihtiyaç duyduğu güce kavuşması yakındır.
Eğer bir an önce harekete geçip Muhammed' le anlaşma yapan kabileleri baskıyla bundan vaz geçirirsen, tekrar birlik kurabilirsin. Bunu yapmalısın, böylece onu kıstırmış olursun.
Ebu Süfyan - Hayır bunu yapamam. Eğer aramızdaki anlaşmayı bozarsam Kur'an ayetlerinde hakkımızdaki kötülemeleri doğru çıkarmış olurum. Bana hainlik yakışmaz. Onunla bir anlaşma yaptık.
Hind - Sen neden bahsediyorsun! Ne zamandan beri sözüne sadakat gösteren erdemli biri oldun? Bu kadar erdem düşkünüydün de zamanında akim neredeydi?
Ebu Süfyan - Hind, sakin ol. Ben senin derdini biliyorum. Muhammed'in amcası Hamza'ya yaptıklarından dolayı korku içindesin. Onun senden intikam almasından korkuyorsun. Doğrusu evet, yalnız sen değil, hepimiz Muhammed'e ve inananlara büyük kötülükler yaptık. Ama doğrusu ben onda yüce bir ahlak görüyorum ve ondan intikam almaşım ummuyorum. O Bedir esirlerine ne yaptı hatırlasana...
Hind - Bu Uhud'dan önceydi. Uhud'da yaptıklarımızdan önce...
Ebu Süfyan - Senin korkunu anlıyorum ama, meraklanma sen. Onda ki ahlakın bir benzeri yok. O sırf yolunda çalıştığım düşündüğünden dolayı bu sırada kendisine yapılan kötülüklere kin tutmuyor. Bunların 'tan gelen imtihanlar olduğuna inanıyor.
Öyle sanıyorum ki, eğer dikseydi ona bu sıkıntıları tattırmadan da zafer verirdifc Ama bu hadiseler sırf sevabımn artması için bir vesile idi.
Hind - Ona inanmış gibi konuşuyorsun.
Ebu Süfyan - Doğrusu bir müddetten beri bu konuyu düşünüyorum. Onun hakkında Abbas'm anlattıklarını duymadın mı? Eline esir düştüğünde tıpkı diğer esirlere yaptığı gibi onu da diyet karşılığı salıverdi. Abbas diyor ki, savaşa çıkmadan önce karıma gizlice bir miktar altın verdim. Bunu kimseye söylememesini de sıkı sıkıya tembihledim. Savaş sonunda esir düştüğümde, beni amcası olduğum için salıvereceğini umarak; "vallahi diyet ödeyecek param yok" dedim. Bunu üzerine Muhammed bana dedi ki; "karma verdiğin altınlara ne oldu".
Öyle sanıyorum ki Abbas ta bu hadiseden beri iman etmiş haldedir. Belki de onun gibi iman ettiği halde Mekke'yi bırakıp gitmeyi göze alamayan yada burada Peygamber lehine casusluk yapan başkaları da vardır. Şimdi Abbas imanım açığa vurduğu gibi, yalanda diğerleri de bunu yapacaklar. Ben onların en sonuncusu olmak istemiyorum.
Hind - (ellerini başına koyarak çıldırmış gibi bağırır) Hayır! Hayır! Bunları da mı • duyacaktım! Beni yalnız mı bırakacaksın! Karma işkence yapıp öldürürlerken seyredecek misin? Onların yanma geçip sesini çıkarmayacak mısın?
Ebu Süfyan - Sus, sus! Bağırma yeter artık. Henüz sadece düşünüyorum dedim. Hem eğer sen de imana girsen, Peygamber kabul eder. Hatta bağışlanman için sana dua da eder.
Hind - İstemem. Ben gururuna düşkün bir kadınım. Yaptığım bir şey için af dilemem. Ve sen ey Ebu Süfyan. Eğer ona inanırsan sana... sana... (diyecek laf bulamamanın sıkıntısı içindedir. Hırsla çıkıp gider.)
(Ebu Süfyan kalkıp birkaç adım yürür. Gezinerek konuşmaya başlar)
Ebu Süfyan - Sanki benim için çok mu kolay? Eğer sıradan biri olsaydım ona iman eder, onunla birlikte olurdum. Ama, kavmimirn lideriyken bunu bırakıp onun yanında sıradan bir fert olmak kolay mı?
Ne yapsam acaba? Hind'in dediği gibi anlaşmayı bozsam, ona karşı yeni bir ordu toplamam mümkün olabilir mi? Ama böyle bir şey yaparsam kavmimi birbirine öldürttüğüm için lanetle anılan biri olarak tarihe geçeceğim. Ona iman edecek kadar yürekli olmasam da, ona ihanet etmeyecek kadar mert olmalıyım.
(Bir Mekkeli koşarak girer.)
Adam - Ey Ebu Süfyan! Ey Ebu Süfyan! Sana haberlerim var!
Ebu Süfyan - Sakin ol, ne oldu?
Adam - Ey Ebu Süfyan, adamlarından bir kısmı anlaşmayı bozarak Muhammed'in taraftan olan Huzaa kabilesine saldırdı.
Ebu Süfyan - 'ım!
Adam - Şimdi ne yapacaksın ey Ebu Süfyan?
Ebu Süfyan - Danışma meclisini toplayın. Acilen tavrımızı belirlemeliyiz.
Adam - Adamlarınızın bir kısmı anlaşmayı bozup Muhammed'le savaşmak yanlısı. Diğer bir kısmı ise anlaşmanın devamından yana. Sen neyi seçeceksin?
Ebu Süfyan - Bana kalsa anlaşmayı bozmak istemem. Çünkü ben kavmine karşı bu kötülüğü yapabilecek biri değilim. O cahiller gibi hareket etmem söz konusu olamaz. Baş edemeyeceğim bir düşmanı üzerimize kışlartmanın ne anlamı var?
Adam - İleri gelenlerin de bir kısmı böyle düşünecektir. Ama bilmiyorum İkrime'yi ve Süfyan bin Ümeyye'yi nasıl razı edeceksin. Onlar babalarının kinini devam ettirenlerden. Kalabalık bir sülaleleri ve Mekke'de etkileri vardır.
Ebu Süfyan - Biliyorum. Üstelik beni yumuşaklığım sebebiyle sürekli eleştirirler. Ateşli konuşmalarıyla meclisi çoğu zaman onlar tesirleri altına alıyorlar. Ama bu cahillere uymak bizi mahvedecek, (başını ümitsizce sallayarak çıkar. Adam da çıkar.)
(Az sonra Hind girer. Sıkıntıdan donup kalmış gibidir. Yığılır gibi oturur. Biraz sonra başını kaldırıp yönünü Kabe kabul edilen bir tarafa doğru çevirerek konuşur)
Hind - Ey Kabe'deki sanemler! Sizlere tanrı katmda şerefli ve hatırlı olduğunuz için, bize imtiyaz sağlamanız için tapındık durduk. Ama bu zamana dek hiç faydanızı görmedik. Bizi neden kandırdınız? Size ümit bağladığımızı görmediniz mi? Biz sizin şerefinizi korumak için bunca fedakarlığa katlandık, ama siz buna karşı hiç umursamadınız?
(Durur. Kendine gelir gibi.)
Hind - Muhammed'in de söylemek istediği buydu öyle değil mi? Siz ne kendisine, ne başkasma fayda ve zararı olmayan suretlersiniz. Biz kendi inat ve gururumuza tapındık durduk. Ama sonunda yenildik işte.
(Elini yüzüne kapatır. Biraz durduktan sonra başını hırsla kaldırır.)
Hind - Ben ne diyorum böyle! Hayır, hayır, artık geri dönüşü olmayan bir yoldayım. Kendimi öldürürüm de, inadımdan ve gururumdan vazgeçmem! Ben yalnız şerefim için yaşadım!
(Ebu Süfyan Müslüman giysileri ile girer hind öfkeli bir bakışla kocasına doğru bakar. Ebu Süfyan ona doğru eğilince hırsla başını çevirir.)
Ebu Süiyan - Hind, haydi artık şu inadından vazgeç de, gidip imana girdiğini açıkla.
Hind - Hayır ey Ebu Süfyan, ben senin gibi günün gelişine göre karar değiştirmem! Gururumdan vazgeçmeyeceğim. Sen bana ihanet ettin, ama ben davama sadık kalacağım!
Ebu Süfyan - Bizimki kör bir inattı ey Hind. Ben bıraktım, sen de artık bırak şu inadı.
Hind - Sen beceriksizin tekisin biliyor musun? Koca Kureyş'i bir yetimin eline teslim ettin.
Ebu Süfyan - Sen de biliyorsun ki her zaman akıllıca siyaset yaptım. İçimizden bazı sersemler Huzaa kabilesine saldırdığında anlaşmayı yenilemek için, öldürülenlerin diyetlerini ödeme yanlışıydım. Ama senin de aralarında bulunduğun bu cahiller, benim kararımı uygulattırmadınız. Bu bizim için son fırsattı ve sayenizde kaçırdık.
Hind - Ne fark eder ki, daha sonra Medine'ye gidip anlaşmayı yenilemek için uzun süre uğraştın. Kimse sana yardımcı olmadı hatta öz kızın bile.
Ebu Süfyan - Evet, ben onlar gibi liderlerine bağlı kimseyi görmedim. Kızım bile bana yandaş olmadı. Peygambere olan bağlılığından ötürü neredeyse beni evinden kovacaktı. Mekke'nin efendisi olduğum halde Medine sokaklarında beni dinleyecek bir kişi bile bulamadım.
Hind - Madem öyleydi, neden gelip savaşa hazırlıklı olmamızı söylemedin ve gerekli tedbirleri almamızı sağlamadın. Şimdi on bin kişiyle şehrimizi kuşattıklarında her şeyden habersiz yakalandık.
Ebu Süfyan - Muhammed gerçekten siyasi bir deha. Bana karşı öyle bir tavır talandı ki, barış halinde miyiz, savaş halinde miyiz anlamadım. Sonunda damadı Ali'nin yanma gidip yardımım istedim. Bana, "çıkıp seslen, ben kendi adıma anlaşmayı yeniliyorum" de. Sonra da çıkıp git. Dedi. Yapacak başka bir şey kalmamıştı.
Hind - Kimse seni muhatap alıp anlaşmayı kabul etti mi?
Ebu Süfyan - Hayır ama red de etmedi.
Hind - Bu hiçbir şey sayılmaz. Buna karşı uyanık olmalıydın. Casuslar görevlendirip Muhammed'in ne yaptığım araştırmalıydın. O zaman böyle gafil avlanmazdık.
Ebu Süfyan - Medine'de bizim için casusluk yapan kimseler vardı? Hatta bize savaş hazırlığım bildiren bir mektup yazarak bir kadın aracılığıyla ulaştırmaya çalışmışlar. Ama 'm meleği Muhammed'e gelip durumu haber vermiş. Kadın yakalanıp mektuba el konmuş.
Mekke civarındaki yollar da bir süreden beri Muhammed'in adamları tarafından kontrol ediliyormuş. Bu yüzden Peygamberin Mekke'yi kan dökmeden teslim almak için hazırladığı bu dev ordu biz hiç haber almadan, sessizce yakınımıza kadar sokulmuş. Dün gece beni götürüp ordunun kalabalıklığını gösterdiler. İnan bana Hind, gecenin karanlığı altında binlerce ' ateş yanıyordu. Dağlar ve vadiîer askerlerin yaktıkları ateşlerle donanmıştı.
Hind - Bunlar nasıl insanlar böyle! Evlerine hiç mi gitmiyorlar? Peygamberin emrine kendilerini adamışlar, sürekli uyanık, çalışma ve uğraşma halindeler.
Ebu Süfyan - Bir de bana beceriksiz diyorsun. Böyle bir düşmana karşı ben ne yapabilirim?
Hind - (kızarak) Yine de İslam'a girmen ve Muhammed'in kuşatmasına karşı Mekke'yi sessizce teslim etmen gerekmezdi.
Ebu Süfyan - Zaten bu hususu uzun zamandır düşünüyordum. Şimdi de İslam'a girmekten ve şehri teslim etmekten dolayı pişman değilim. Çünkü Muhammed çok keremli biri. Bir kaç saldırgandan başka kimsenin kılma dokundu mu? Başka bir ordu bir şehri, hem de Mekke gibi zengin bir şehri işgal edecek olsa, yağmalar yapılır, kanlar oluk oluk akar. Hele de bizim ellerimizle uğradıkları zulümlerden sonra kimsenin intikam almaması, şaşılacak bir şey değil mi? Bırak evleri ve dükkanlan basıp yağma yapmayı; Muhammed gönlünü İslam'a ısındırmak için bir çok kimseye hediyeler bahşetti. Bu konuda yanındaki sahabeler de hiç itiraz etmediler. Muhammed onlara, "bazıları evlerine mallarla dönerken, siz Peygamberinizle dönmek ister misiniz?" deyince sevinçten ağlaştılar. Ben ne onlar gibi vefalı ve kadirşinas insanlar ne de Muhammed gibi sevilen biri görmedim.
Hind - (biraz yumuşamıştır) Bunları düşüneceğim ey Ebu Süfyan. Bana baskı yapma, düşüneceğim, izin ver de Mekke dışındaki evimize çekilip biraz düşüneyim.
Ebu Süfyan - Evet ey Hind, dinde zorlama yoktur. Kendi arzunla inanmalısın. Ama şunu aklından çıkarma ki, Peygamber kendisi için kin tutmuyor.
Baksana hakkında çirkin şiirler yazan, aşağılayanların bile İslam'a girişini kabul etti. Biliyorsun ki, şiir bizim için çok önemlidir. Bir satır şiir bazen yıllarca süren düşmanlık ve savaşa neden olabilir. Peygamber kendisine saldıran şairlere karşı Müslümanların şairlerini görevlendirdi. Çünkü kan dökmeyi ve şiddeti sevmiyor. Fikre karşı fikirle, söze karşı sözle mücadele ediyor. (Hind çıkar. Ebu Süfyan oturur. Yanına oğlu Muaviye girer)
Muaviye - Babacığım, İslam'a girişine ne kadar sevindim bilemezsin.
Ebu Süfyan - Ne yapayım; kız kardeşin Ümmü Habibe onun karışıyken ve sen onun yanmdayken, başka ne yapabilirdim?
Muaviye - Ya annem? O ne yaptı?
Ebu Süfyan - Bana kalırsa yumuşadı. Zaten yapabileceği bir şey yok.
Muaviye - Benim istediğim, içten gelerek inanması. Riyakarca teslim olması değil. Çünkü münafıkların arkadan dolap çevirmesinden Peygamber çok çekti.
Ebu Süfyan - Merak etme sen. Hind inatçıdır, ama karakterlidir. Eğer inanırsa içten inanır.
Muaviye - Yarın bir gurup kadın Peygamberin yanına girip, bağlılık bildirecek, bir süre de sohbet edecekler. Keşke o da bu fırsatı değerlendirse. Onun yüzünü bir kere görse, kalbinin yumuşayacağından eminim.
Safiye'yi biliyorsun. Yahudi ileri gelenlerinden Huyey'in kızı, Ka'b'm karısı idi. Hayber'in fethi sırasında bunlar öldürülüp, kendisi esir alındığında kalbi müminlere ve Peygambere karşı kinle doluydu. Ama Peygamberin yüzünü bir kez görünce kalbinde kinden yana hiçbir şey kalmadığını söyledi.
Ebu Süfyan - Evet, Hayber'in fethi de müminlere (c.c.) m büyük bir lütfü oldu. Bu fethedilmesi zor bir kaleydi. Büyük bir başarı doğrusu.
Muaviye - Hayber'e Yahudi fitnecilerin pek çoğu sığınmıştı. Arap yarım adası için bir bozgunculuk başkenti haline gelen bu kale, aslmda kuşatmalara uzun süre dayanabilecek imkanlara sahipti. Fakat Alinin gösterdiği kahramanlık sayesinde...
Ebu Süfyan - Ali! O 'm Peygamberinin en hayırlı yeğenidir. Hatırlar mısın, Peygamberin hicretinde onun yatağına yatmıştı. Kureyşli suikastçılar evi basmca onu yatakta buldular. Ne büyük bir cesaret.
Muaviye - O Peygambere inanan ilk çocuktur. Herkes onu yalnız bıraktığında o ve ağabeyi Cafer ona inandılar. Her zaman da yamnda oldular.
Ebu Süfyan - Hayber'in kapısını nasıl açmışlar. Bildiğim kadarıyla o kapı adeta bir efsanedir. Tonlarca ağırlıkta demirden bir kapı...
Muaviye - O kapı Ali'nin elinde bir kalkana dönüşmüş diyorlar. Hayber'e doğru sefere çıkıldığında Ali hastaydı. Kuşatma sırasında da hastalığı arttı. Ancak (c.c.) yolunda cihat etme faziletinden ve Peygamberin yamnda olmaktan uzak kalmak istemiyor, hastalığına sabrediyordu. Kuşatma uzadıkça askerler arasında sabırsızlık belirtileri görülmeye başlamıştı. Özellikle de yeni Müslüman olanlar, kalplerine fitne düşerek huzursuzluk çıkarmaya başlamışlardı.
Peygamber o akşam şöyle dedi. '^yann sancağı, yani ordu komutanlığını aranızdan çok hayırlı birine vereceğim." Sabah olunca Peygamberin müjdesine nail olmak için her kes can atıyor, beni seçer mi diye kendisini göstermeye çalışıyordu. Ama Peygamber (c.c.) m aslanı Ali'yi çağırdı. Ali'yi getirdiklerinde gözlerini kaldırıp Peygamberin yüzüne bakamaz halde hastaydı. Ama Peygamber eliyle Ali'nin gözleri başta olmak üzere vücudunda elini gezdirince Ali adeta hayata döndü. O gün Ali tek basma bir orduya bedeldi ve Hayber onun eliyle fethedildi.
Ebu Süfyan- O, Peygambere gerçekten teslim olmuş biridir. Haşim oğullarının en şereflilerindendir. Sen de ey oğlum, sen de Peygambere uyma konusunda onu örnek al.
(Muaviye çıkar. Hind girer. Müslüman kıyafeti giymiştir.)
Ebu Süfyan - Ne mutlu sana ey Hind. Peygamberle buluştun ve onun tarafından affedildin.
Hind - Evet, Peygamberin huzuruna girdiğimde zaten kararımı vermiştim. Çünkü dün bütün gün tepedeki evimizden Mekke'yi seyrettim. Kabe'deki putların yüz üstü düşürülmelerini, sürüklenerek atılmalarım... Biz onlardan bir şey beklemekle ne kadar zavallıymışız...
Ve temizlenen Kabe'de Müslümanların ibadet edişlerine baktım. Bizim çıkardığımız hurafeleri düşündüm. Kabe etrafında çırılçıplak dönenleri, kestikleri kurbanların kanlarını getirip Kabe'ye sürenleri, bağıranları, alkış tutanları, çığlıklar atanları... Onlar ise sükunet içinde namaz kılıyor ve tavaf yapıyorlardı. Sanki olgunluk timsali meleklerdi hepsi. Bizim taştan suretlerde aradığımız melekleri, onlar kendi içlerinden bulup çıkarmışlardı. Gökteki meleklerden imtiyaz beklemiyorlardı, kendileri tertemiz melekler olmayı başarmışlardı.
Ben daha önce böyle samimiyetle ibadet eden kimse görmemiştim. Onların yüzlerindeki huzur, kıskanılacak kadar güzeldi.
Ebu Süfyan - İşte şimdi sende sağduyu konuşuyor. İnsan kararlarını ya korkuları, kaygılan, saplantıları, ya da diğer duygusal çalkantılanyla verir, ya da tarafsızca inceleyerek aklıyla ve temiz vicdanıyla. Şükretmelisin, şükretmelisin ki evlatlarımızın bizim hidayetimiz için yaptıkları dualar (c.c.) katında kabul edildi de, ikimiz de büyük bir felaketin eşiğinden döndük.
Hind - Evet şükürler olsun.
Ebu Süfyan - Ya Peygamberi ziyaretinden ne haber?
Hind - Muhammed'i; 'm selamı onun üzerine olsun; dediğiniz gibi buldum. Önce kadınlar arasında gizlendim ve yüzümü örttüm. Daha sonra bizden istediği sözlere sesli cevaplar vererek kendimi tanıttım. Bana karşı son derece olgun davrandı. Kim bilir; belki de iman etmem yerine, ona karşı gelmemi ve beni öldürmelerini gerektirecek bir çıkışta bulunmamı tercih ederdi. Ama o (c.c.) in elçisi olduğundan, istemediği kimseleri İslam'dan mahrum edemez. Doğrusu bu görevin zorluğunu daha iyi anladım.
Peygamber biz kadınlardan zina etmeyeceğimize, hırsızlık yapmayacağımıza çocuklanmızı öldürmeyeceğimize dair biat aldı. Bunlar zaten çirkin şeyler. Hiç kimse bunları savunamaz. Ben de kendimi tanıttım ve Peygambere bağlılığımı bildirdim. Ve o anda karar verdim ki, nasıl Uhud'da sizleri Müslümanlar aleyhine kışkırttım, teşvik edici şiirler söyledimse, bundan sonra da sizleri gücümün yettiği kadarıyla yolunda cihada teşvik edeceğim.
Belki bu benim büyük günahımm affolunması için bir vesile olur. ve umanm Peygamberin kalbi de beni affeder, (hıçkırarak) Çünkü biliyorum ki o amcası Hamza'yı çok seviyordu. (elini yüzüne örter. Ebu Süjyan karısına yaklaşıp elini omzuna koyar, birlikte çıkarlar.)

i42.tinypic.com/2rdzzow.gif

yarın, elbet bizim,elbet bizimdir!
gün doğmuş,gün batmış,ebed bizimdir!

zaman geçmeden,ömür bitmeden,nefis sana hükmetmeden,gel sende vazgeç kendinden....
 
aysimay
Son Sahne
(İki Müslüman birlikte girerler üzerlerinde yolculuk giysileri vardır.)
1.Sahabe- Ey şehirler anası Mekke ; selam sana! Sen ki insanlık tarihi boyunca ’ın seçkin kullarına ve peygamberlerine kucak açtın! Son Peygamberin de dünyaya geldiği yer olma şerefine nail oldun.
2.Sahabe – Nasıl da özlemişiz değil mi? Şimdi alkıma Mekke’nin fethi günü geldi. O zaman da böyle hasretle gimiştik kapılarından (otururlar)
1. Sahabe - Onu terk etmek nasıl acı gelmişse bize; sonunda büyük bir fetihle dönmek de o kadar hoştu. Ama Peygamberden sonra; onun sevgili rabbine yürümesinden sonra...( sesi hıçkırıkla kesilir)
2. Sahabe - Ondan sonra hiç birimiz duramadık buralarda. Onun mesajım dünyaya ulaştırmak için her birimiz dünyaya dağıldık. Hakikate susamış gönüllere koştuk. Arayış içindeki ruhlara (c.c.) m indirdiği nuru ulaştırdık.
1. Sahabe - Şükürler olsun 'a ki, dünyada onca karmaşa içinde halk varken bizi seçti. Onun son dinine hizmet etmek, bize nasip oldu. İbrahim neslini aramızda yerleştirdi ve bizi onlara hayırlı komşu, iyi bir arkadaş kıldı.
2. Sahabe - Şimdi biz İslam'ı anlatmak için çevre ülkelere dağıldığımızda görüyoruz ki, gerçekten 'm indinde tek bir din var. Her kültür, 'm dinini kendi milli motifleriyle bezese de aslında dinin kaynağı tektir.
1. Sahabe - iznik konsülünü ve teslisi kabul etmeyen Hıristiyan mezhepleri kısa zamanda İslam'ı kabul etti. Pek çok Yahudi bilgesi de. 'm Peygamberlerinden bazılarının mesaj mı bozmuş, batıl inanışlara dönüştürmüş ama özdeki hikmetin bir kısmım da muhafaza etmiş irfan okulları, İran, Irak Mısır gibi ilim merkezleri, 'ın indirdiği son kitaba inanmaya koşuyorlar. Milli gururlan sebebiyle ayak direyen, halkım İslam'ı tanımak ve kabul etmekten alıkoyan idarecilere karşı ise (c.c.) bize cihat meydanında üstünlük veriyor. Bu arada her zaman tek inancını korumuş Türk milleti de yenilgi ve boyun eğmeye maruz kalmadan, topluca ve gönüllü olarak İslam ı kabul etti.
2. Sahabe - Peygamberin onlar hakkında hadisi olduğunu duymadın mı? "Benim şimalde bir ordum vardır, dilediğimin üzerine sevk ederim" buyurmuş. Gerçekten de Türkler Hz. Nuh zamanından bu yana tevhit inancını muhafaza etmiş bir millet. Yurtlarının sarp ve gözden uzak olması, onların yalan zamanlara kadar başka milletlerle karışmasını ve dinlerini bozmalarım engellemiş. Göktürk adıyla, yani "tek ulu Tanrıya inanan Türk" adıyla eski bir devlet kurmuşlar. Putperest Çinlilerle aralarındaki etkileşim bile sınırlı kalmış, inançlarım ve törelerini tamamen bozmamışlar.
1.Sahabe- Onlar da tıpkı bizler gibiler öyle değil mi? İslam'a girmeden önce Türkler kendi aralarında rekabet içindeydi. Boylar arasındaki savaşlar yüzünden bir araya gelip bir medeniyet inşa etmeleri mümkün olmuyordu. İslam onların da kalbini birleştirdi. Törelerine çok bağlı olan, adalete düşkün bu millet, Kur'an ahkamım uygulama konusunda da hayli gayretliler. Pek çok hadis derleyicisi genç de aralarından çıkıyor.
1. Sahabe - Bir gün Peygamberimiz bize ne demişti; hatırlar mısın?
1. Sahabe - Ne demişti? -
2. Sahabe - Sizler eğer 'ın dinine hizmeti bırakırsanız, (c.c.) da sizin yerinize başka milletleri geçirir demişti. Görüyoruz ki bu böyledir. ALLAH 'm dinine hizmetle bizler şereflenmezsek, ALLAH (c.c.) bizim yerimize başkalarım geçirebilir.
1.Sahabe – İnşallah evlatlarımızda , diğer din kardeşlerimizde ’ın dinini yaşamak ve başkalarına ulaştırmak konusunda çok gayretli olurlar. Bu dinin dünyanın her yerine ulaştırılması ve böylece her insanın yaratılış gayesini bilmesi, hepimizin görevidir. (ayağa kalkarak)
2.Sahabe – Haydi artık dinlendiğimiz yeter,ALLAH ’ın evini tavaf etmek için sabırsızlanıyorum.
1. Sahabe – Sonra da yine dünyaya dağılıp insanları ALLAH’ın dinine çağırmak için de….

i42.tinypic.com/2rdzzow.gif

yarın, elbet bizim,elbet bizimdir!
gün doğmuş,gün batmış,ebed bizimdir!

zaman geçmeden,ömür bitmeden,nefis sana hükmetmeden,gel sende vazgeç kendinden....
 
aysimay
UMARIM PAYLAŞIM FAYDALI OLUR ALLAH LAFIZLAR EKSİK ÇIKMIŞ İNŞALLAH BAŞKA 1 GÜN DÜZELTECEGM
i42.tinypic.com/2rdzzow.gif

yarın, elbet bizim,elbet bizimdir!
gün doğmuş,gün batmış,ebed bizimdir!

zaman geçmeden,ömür bitmeden,nefis sana hükmetmeden,gel sende vazgeç kendinden....
 
AddThis:
Facebook Like:


Atlanilacak Forum:
Namazını Kıldın mı?
Üye Girişi
Kullanıcı Adı

Parola

Beni Hatırla


Henüz Üye Değil Misiniz?
Buraya Tıklayarak Üye Olabilirsiniz.

Parolanızı Mı Unuttunuz?
Buraya Tıklayın
acz_serhi acz_serhi
08:26:41 Offline
Katre-i Lema Katre-i Lema
20:07:57 Offline
dertli gonul dertli gonul
23:26:06 Offline
66nisa 66nisa
1 gün Offline Offline
sonbahar sonbahar
3 günler Offline Offline
Forum Başlıkları
En Yeni Forum Başlıkları
Genç Radyo
myPlayer
Sayfa oluşturulma süresi: 0.17 saniye 24,565,825 Tekil Ziyaretçi